Block title
Block content
Hem hiç mümkün müdür ki, bir ağaca taktığı neticeler, meyveler miktarınca herbir zîhayata, belki lisan gibi herbir uzvuna, belki herbir masnua o derece hikmetleri, maslahatları takmakla kendisinin bir Hakîm-i Mutlak olduğunu ispat edip göstersin; sonra bütün hikmetlerin en büyüğü ve bütün maslahatların en mühimmi ve bütün neticelerin en elzemi ve hikmeti hikmet, nimeti nimet, rahmeti rahmet eden ve bütün hikmetlerin, nimetlerin, rahmetlerin, maslahatların menbaı ve gayesi olan bekà ve likayı ve saadet-i ebediyeyi vermeyip terk ederek bütün işlerini abesiyet-i mutlaka derekesine düşürsün; ve kendini o zâta benzetsin ki, öyle bir saray yapar, herbir taşında binlerce nakışlar, herbir tarafında binler ziynetler ve herbir menzilinde binler kıymettar âlât ve levâzımât-ı beytiye bulundursun da, sonra ona dam yapmasın, herşey çürüsün, beyhude bozulsun? Hâşâ ve kellâ!

Hayr-ı mutlaktan hayır gelir. Cemîl-i Mutlaktan güzellik gelir. Hakîm-i Mutlaktan abes birşey gelmez. Evet, her kim fikren tarihe binip mazi cihetine gitse, şu zaman-ı hazırda gördüğümüz menzil-i dünya, meydan-ı iptilâ, meşher-i eşya gibi, seneler adedince vefat etmiş menziller, meydanlar, meşherler, âlemler görecek. Suretçe, keyfiyetçe birbirinden ayrı oldukları halde intizamca, acaipçe, Sâniin kudret ve hikmetini göstermekçe birbirine benzer.

Hem görecek ki, o sebatsız menzillerde, o devamsız meydanlarda, o bekàsız meşherlerde o kadar bâhir bir hikmetin intizâmâtı, o derece zahir bir inâyetin işârâtı, o mertebe kahir bir adaletin emârâtı, o derece vâsi bir merhametin semerâtını görecek. Basiretsiz olmamak şartıyla yakinen bilecek ki, o hikmetten daha ekmel bir hikmet olamaz; ve o âsârı görünen inâyetten daha ecmel bir inâyet kabil değil; ve o emârâtı görünen adaletten daha ecell bir adalet yoktur; ve o semerâtı görünen merhametten daha eşmel bir merhamet tasavvur edilmez.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: On Birinci Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abes : anlamsız, faydasız
abesiyet-i mutlaka : akla ve gerçeğe tamamen aykırılık
acaip : şaşırtıcı, hayret verici
âlât : aletler
âli : yüksek, yüce
âsâr : eserler
bâhir : açık, görünen
basiretsiz : ferasetsiz, görüşü ve sezişi yetersiz
bekà : süreklilik, devamlılık
bekàsız : devamsız, sürekli olmayan
beyhude : boşuna, gayesiz
Cemîl-i Mutlak : sınırsız güzellik sahibi olan Allah
daire-i memleket : memleket dairesi
dam : tavan
dereke : aşağı seviye
ecell : daha büyük
ecmel : daha güzel
ekmel : daha mükemmel
elzem : çok lüzumlu
emârât : izler, belirtiler
eşmel : daha kapsamlı, daha geniş
farz-ı muhal : olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünme, varsayım
intizam : düzen, tertip
intizâmât : düzenlilikler
işârât : işaretler
kabil : mümkün, olabilir
kahir : üstün
keyfiyet : özellik, esas, nitelik
kıymettar : kıymetli, değerli
levâzımat-ı beytiye : ev için gerekli olan şeyler
lika : kavuşma, buluşma
maslahat : fayda, yarar
mazi : geçmiş zaman
menzil : mekan, yer
menzil-i dünya : dünya durağı
meşher : sergi yeri
meşher-i eşya : varlıkların sergilendiği yer
meydan-ı iptilâ : imtihan meydanı
rahmet : şefkat, merhamet
saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
Sâni : herşeyi sanatla yaratan Allah
sebatsız : kalıcı olmayan, geçici
yakinen : kesin olarak
zahir : açık, âşikar
Yükleniyor...