Block title
Block content
Hem madem bu kadar gösterdiği âsâr-ı lütuf ve merhamet ve garaib-i san’at ile zîşuura kendini tanıttırmak ve sevdirmek ister. Elbette, zîşuurlardan arzularını ve onlardaki marziyâtı ne olduğunu, bir mübelliğ vasıtasıyla bildirecektir.

Öyle ise, zîşuurlardan birisini tayin edip onunla o rububiyetini ilân edecektir. Ve sevdiği san’atlarını teşhir için, bir dellâlı kurb-u huzuruna müşerref edip teşhire vasıta edecektir. Ve o ulvî makàsıdını sair zîşuurlara bildirmekle kemâlâtını izhar etmek için birisini muallim tayin edecektir. Ve şu kâinatta derc ettiği tılsımı ve şu mevcudatta gizlediği muammâ-i rububiyeti mânâsız kalmamak için, herhalde bir rehber tayin edecektir. Ve gösterdiği ve enzârın temâşâsına neşrettiği mehâsin-i san’at faidesiz ve abes kalmamak için, onlardaki makàsıdı ders verecek bir rehber tayin edecektir. Hem marziyâtını zîşuurlara tebliğ etmek için, birisini bütün zîşuurların fevkinde bir makama çıkaracak ve marziyâtını ona bildirecek, onlara gönderecektir.

Madem hakikat ve hikmet böyle iktiza ediyor. Ve şu vezâife en elyak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Çünkü, bilfiil, en mükemmel bir surette o vazifeleri yapmıştır. Teşkil ettiği âlem-i İslâm ve gösterdiği nur-u İslâmiyet, bir şahid-i âdil ve sadıktır. Öyle ise, o Zât, doğrudan doğruya, bütün kâinatın fevkine çıkıp, bütün mevcudattan geçip, bir makama girmek lâzımdır ki, bütün mahlûkatın Hâlıkı ile umumî, ulvî, küllî bir sohbet etsin. İşte, Mirac dahi bu hakikati ifade ediyor.

Elhasıl: Madem şu azîm kâinatı, mezkûr maksatlar gibi çok azîm makàsıd ve çok büyük gayeler için şu surette teşkil, tertip ve tezyin etmiştir. Hem madem şu mevcudat içinde şu umumî rububiyeti bütün dekaikiyle, şu azîm saltanat-ı Ulûhiyeti bütün hakaikiyle görecek insan nev’i vardır. Elbette o Hâkim-i Mutlak o insanla konuşacaktır, makàsıdını bildirecektir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Birinci Esas / Sonraki Risale: Üçüncü Esas
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abes : anlamsız, gayesiz
âlem-i İslâm : İslâm dünyası
bilfiil : fiilen, uygulamada
dekaik : incelikler
dellâl : ilan edici, duyurucu
derc etmek : yerleştirmek
elhasıl : özetle, sonuç olarak
elyak : en layık
enzâr : bakışlar, dikkatler
fevkinde : üstünde
fevkine : üstüne
hakaik : gerçekler, doğrular
hakikat : gerçek, doğru
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
iktiza : gerektirme
izhar etmek : göstermek
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kemâlât : mükemmellikler, üstünlükler
kurb-u huzur : Allah’ın yüce huzuruna yakınlık
küllî : genel, kapsamlı
mahlûkat : yaratıklar
makàsıd : maksatlar, istekler, gayeler
maksat : gaye, hedef
marziyât : Allah’ın rızasına vesile olan iş ve hareketler
mehâsin-i san’at : sanat güzellikleri
mevcudat : varlıklar
mezkûr : sözü geçen, anılan
muallim : öğretmen
muammâ-i rububiyet : rububiyetin sırrı, gizemi
mübelliğ : tebliğ edici, elçi
müşerref etmek : şereflendirmek
neşretme : yayma
nev’i : tür, cins
nur-u İslâmiyet : İslâmiyet nuru
sair : diğer
saltanat-ı Ulûhiyet : ortak kabul etmeyen İlâhî saltanat
suret : şekil, biçim
şahid-i âdil ve sadık : adâletli ve doğru sözlü şâhit
tayin : görevlendirme
tebliğ etmek : bildirmek
temâşâ : seyretme, hoşlanarak bakma
tertip : düzenleme
teşhir : sergileme
teşkil : oluşturma
tezyin : süsleme
tılsım : sır, gizli gerçek
ulvî : yüce
umumî : genel
vezâif : vazifeler, görevler
zîşuur : şuurlu, bilinçli
Yükleniyor...