Block title
Block content
Sonra o müddeî gider, “Belki küre-i arzı kandırıp orada bir yer bulurum” der. Gider, küre-i arza,HAŞİYE-1 yine esbab namına ve tabiat lisanıyla der ki: “Böyle serseri gezdiğinden, sahipsiz olduğunu gösteriyorsun. Öyle ise sen benim olabilirsin.”

O vakit, küre-i arz, hak namına ve hakikat diliyle, gök gürültüsü gibi bir sadâ ile ona der ki:

“Halt etme! Ben nasıl serseri, sahipsiz olabilirim? Benim elbisemi ve elbisemin içindeki en küçük bir noktayı, bir ipi intizamsız bulmuş musun ve hikmetsiz ve san’atsız görmüş müsün ki bana sahipsiz, serseri dersin? Eğer hareket-i seneviyemle takriben yirmi beş bin senelikHAŞİYE-2 bir mesafede bir senede gezdiğim ve kemâl-i mizan ve hikmetle vazife-i hizmetimi gördüğüm daire-i azîmeye hakikî mâlik olabilirsen; ve kardeşlerim ve benim gibi vazifedar olan on seyyareye ve gezdikleri bütün dairelere ve bizim imamımız ve biz onunla bağlı ve cazibe-i rahmetle ona takılı olduğumuz güneşi icad edip yerleştirecek ve sapan taşı gibi beni ve seyyârât yıldızları ona bağlayacak ve kemâl-i intizam ve hikmetle döndürüp istihdam edecek bir nihayetsiz hikmet ve nihayetsiz kudret sende varsa, bana rububiyet dâvâ et. Yoksa, haydi cehennem ol, git! Benim işim var; vazifeme gidiyorum.

“Hem bizlerdeki haşmetli intizamat ve dehşetli harekât ve hikmetli teshirat gösteriyor ki, bizim ustamız öyle bir Zâttır ki, bütün mevcudat, zerrelerden yıldızlara ve güneşlere kadar emirber nefer hükmünde Ona mutî ve musahhardırlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE-1 : Elhasıl: Zerre, o müddeîyi küreyvât-ı hamrâya havale eder. Küreyvât-ı hamrâ onu hüceyreye, hüceyre dahi beden-i insana, beden-i insan ise nev-i insana, nev-i insan onu zîhayat envâından dokunan arzın gömleğine, arzın gömleği dahi küre-i arza, küre-i arz onu güneşe, güneş ise bütün yıldızlara havale eder. Herbiri der: “Git, benden yukarıdakini zaptedebilirsen, sonra gel, benim zaptıma çalış. Eğer onu mağlûp etmezsen beni ele geçiremezsin.” Demek, bütün yıldızlara sözünü geçiremeyen, birtek zerreye rububiyetini dinletemez.
HAŞİYE-2 : Bir dairenin takriben nısf-ı kutru yüz seksen milyon kilometre olsa, o daire kendisi takriben yirmi beş bin senelik mesafe olur.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz Birinci Söz / Sonraki Risale: Otuz Üçüncü Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

arz : yeryüzü
beden-i insan : insan bedeni
câzibe-i rahmet : rahmet çekimi
dâire-i azîme : büyük daire
elhasıl : özetle, sonuç olarak
envâ : türler
esbab : sebepler
hak : doğru, gerçek
hakikat : gerçek, doğru
hakikî : gerçek
harekât : hareketler
hareket-i seneviye : senelik hareket
haşmet : heybet, görkem
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
icad : var etme, yaratma
intizamat : düzenler, dengeler
intizamsız : düzensiz
istihdam : çalıştırma
kemâl-i intizam ve hikmet : mükemmel bir düzen ve hikmet
kemâl-i mizân : mükemmel ölçü ve denge
kudret : güç, iktidar
küre-i arz : yerküre, dünya
küreyvât-ı hamrâ : alyuvarlar
lisan : dil
mağlûp etme : yenme
mâlik : sahip
mekândan münezzeh : yerle ve mekânla sınırlı olmayan
mevcudat : varlıklar
müdahale : karışma
müddeî : iddia sahibi
nam : ad
nev-i insan : insan türü, insanlık
nısf-ı kutr : yarıçap
rububiyet : herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma
sadâ : ses
seyyârât : gezegenler
seyyâre : gezegen
tabiat : doğa, canlı ve cansız bütün varlıklar
takriben : yaklaşık olarak
teshirât : emir altına almalar
vazife-i hizmet : hizmet görevi
zaptetmek : tutmak
zerre : atom
zîhayat : canlı
Yükleniyor...