Block title
Block content
İşte, küçücük bir sofranın hakikî mâliki olmayan ve bir tevziat memuru hükmünde olan bir insanın mesruriyeti böyle ise, cin ve insi ve hayvânâtı feza-yı âlem denizinde seyir ve seyahat ettiren ve bir sefine-i Rabbâniye olan koca zeminin üstüne bindirip, yüzünde hadsiz envâ-ı mat’umâtı câmi’ bir sofrayı serip, bütün zîhayatı küçük bir kahvaltı nev’inde o ziyafete davet etmekle beraber, gayet mükemmel ve bütün envâ-ı lezâizi câmi’, sermedî, ebedî bir dâr-ı bekâda Cennetleri, herbirisini birer sofra-i nimet ederek hadsiz lezâizi ve letâifi câmi’ bir tarzda, nihayetsiz bir zamanda, nihayetsiz muhtaç, nihayetsiz müştak, nihayetsiz ibâdına, hakikî yemek için ziyafet açan bir Rahmân-ı Rahîme ait ve tabirinde âciz olduğumuz maânî-i mukaddese-i muhabbeti ve netâic-i rahmeti kıyas edebilirsin.

Hem meselâ, mahir bir san’atperver, maharetini göstermeyi sever bir usta, güzel, plâksız konuşan fonoğraf gibi bir san’atı icad ettikten sonra onu kurup tecrübe ediyor, gösteriyor.

O san’atkârın düşündüğü ve istediği neticeleri en mükemmel bir tarzda gösterse, onun mucidi ne kadar iftihar eder, ne kadar memnun olur, ne derece hoşuna gider, kendi kendine “Bârekâllah” der.

İşte, küçücük bir insan, icadsız, sırf surî bir san’atçığıyla, bir fonoğrafın güzel işlemesiyle böyle memnun olsa, acaba bir Sâni-i Zülcelâl, koca kâinatı bir musikî, bir fonoğraf hükmünde icad ettiği gibi, zemini ve zemin içindeki bütün zîhayatı ve bilhassa zîhayat içinde insanın başını öyle bir fonoğraf-ı Rabbânî ve bir musika-i İlâhî tarzında yapmış ki, hikmet-i beşer, o san’at karşısında hayretinden parmağını ısırıyor.

İşte, bütün o masnuat, bütün onlardan matlup neticeleri nihayet derecede ve gayet güzel bir surette gösterdiklerinden ve ibâdât-ı mahsusa ve tesbihat-ı hususiye ve tahiyyât-ı muayyene ile tabir edilen, evâmir-i tekvîniyeye karşı onların itaatleri ve onlardan matlup olan makàsıd-ı Rabbâniyenin husulünden hasıl olan ve iftihar ve memnuniyet ve ferahla tabir edemediğimiz maânî-i mukaddese ve şuûn-u münezzehe, o derece âli ve mukaddestir ki, bütün ukul-ü beşer ittihad edip bir akıl olsa, yine onların künhüne yetişemez ve ihata edemez.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: Üçüncü Mevkıf
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz
Bârekâllah : Allah hayırlı ve mübarek kılsın
bilhassa : özellikle
câmi’ : kapsayan, içine alan
cin ve ins : cinler ve insanlar
dâr-ı bekà : devamlı ve kalıcı olan yer
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
envâ-ı lezâiz : lezzet çeşitleri
envâ-ı mat’umât : yiyecek çeşitleri
evâmir-i tekvîniye : Allah’ın kâinata koyduğu yaratılışa ait kanunlar
feza-yı âlem : uzay
fonoğraf : gramofonun ilk şekli, ses cihazı
fonoğraf-ı Rabbânî : Allah’a ait fonoğraf, ses cihazı
hadsiz : sınırsız
hakikî : gerçek, doğru
hayvânât : hayvanlar
hikmet-i beşer : insanın bilgi ve felsefesi
ibâd : kullar
ibâdât-ı mahsusa : kendilerine özgü ibadetler
icad : var etme, yapma
iftihar : övünme
kâinat : evren, yaratılmış herşey
letâif : iyilikler, bağışlar
lezâiz : lezzetler
maânî-i mukaddese-i muhabbet : sevgi ile ilgili mukaddes mânâları
maharet : beceri, hüner
mahir : maharetli, becerikli
makàsıd-ı Rabbâniye : herşeyin Rabbi olan Allah’ın yüce maksatları, gayeleri
masnuat : san’at eseri varlıklar
matlup : istenilen, hedeflenen
mesruriyet : sevinç
mucid : icad eden, yapan
musika-i İlâhî : İlâhi mızıka
müştak : çok arzulu ve istekli
netâic-i rahmet : rahmetin neticeleri
nev’ : tür, çeşit
nihayet : son
nihayetsiz : sonsuz, sınırsız
Rahmân-ı Rahîm : dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah
san’atperver : san’at sever
Sâni-i Zülcelâl : herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah
sefine-i Rabbâniye : Allah’ın gemisi, dünya
sermedî : daimi, sürekli
seyir : gezme, gezinti
sofra-i nimet : nimet sofrası
suret : şekil, biçim
surî : görünüşteki
tabir edilen : adlandırılan
tabir : açıklama, ifade
tahiyyât-ı muayyene : belirli zamanlarda okunan, canlıların hal dilleriyle ve yaşayışlarıyla dile getirdikleri dualar
tesbihat-ı hususiye : özel tesbihler; Allah’ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anma
Yükleniyor...