Block title
Block content
Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakkın muhabbetine aittir.1 O muhabbet ve hürmet, şefkat, Allah için olduğunun alâmeti şudur ki: Onlar ihtiyar oldukları ve sana hiçbir faideleri kalmadığı ve seni zahmet ve meşakkate attıkları zaman, daha ziyade muhabbet ve merhamet ve şefkat etmektir.

اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَاۤ اَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَاۤ اُفٍّ 2

âyeti, beş mertebe hürmet ve şefkate evlâdı davet etmesi, Kur’ân’ın nazarında valideynin hukukları ne kadar ehemmiyetli ve ukukları ne derece çirkin olduğunu gösterir. Madem peder kimseyi değil, yalnız veledinin kendinden daha ziyade iyi olmasını ister. Ona mukabil, veled dahi pedere karşı hak dâvâ edemez. Demek, valideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. Zira, münakaşa ya gıpta ve hasetten gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münakaşa, haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki, pederine karşı hak dâvâ etsin. Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.

Ve evlâtlarını, o Zât-ı Rahîm-i Kerîmin hediyeleri olduğu için kemâl-i şefkat ve merhametle onları sevmek ve muhafaza etmek, yine Hakka aittir. Ve o muhabbet ise, Cenâb-ı Hakkın hesabına olduğunu gösteren alâmet ise, vefatlarında sabır ile şükürdür, meyusâne feryad etmemektir.3 “Hâlıkımın, benim nezaretime verdiği sevimli bir mahlûku idi, bir memlûkü idi. Şimdi hikmeti iktiza etti, benden aldı, daha iyi bir yere götürdü. Benim o memlûkte bir zâhirî hissem varsa, hakikî bin hisse onun Hâlıkına aittir. 4 اَلْحُكْمُ ِللهِ deyip teslim olmaktır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Bakara Sûresi, 2:83; Nisâ Sûresi, 4:36; En’âm Sûresi, 6:151; İbrahim Sûresi, 14:41.
2 : “Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, sakın onlara ‘Öf’ bile deme.” İsrâ Sûresi, 17:23.
3 : bk. Bakara Sûresi, 2:156.
4 : “Hüküm (yetki ve karar) Allah’ındır.” Mü’min Sûresi, 40:12.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İkinci Mevkıf
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâmet : işaret, belirti
dâvâ : iddia
feryad : bağırıp çağırma
fıtraten : yaratılış gereği
gıpta : özenti, imrenme
Hak : varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah
hakikî : gerçek, doğru
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
haset : kıskançlık
hikmet : yaratılıştaki İlâhî gaye, fayda ve tanzim
hürmet : saygı
iktiza : gerektirme
kanaatkârâne : kısmetine razı olarak, yetinerek
kemâl-i şefkat ve merhamet : tam bir şefkat ve merhamet
mahlûk : yaratık
memlûk : köle, kul
meşakkat : güçlük, sıkıntı
meşru : helâl, dine uygun
meyûsâne : ümitsizce
muhabbet : sevgi
muhafaza : koruma
mukabil : karşılık
mütefekkirâne : gerçek nimet verici olan Allah’ı düşünürek
müteşekkirâne : verdiği nimetlerden dolayı Allah’a şükrederek
nam : ad
nazar : bakış, dikkat
nezaret : gözetim
peder : baba
Rahmân : rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
rencide : incinme, kırılma
sebeb-i münakaşa : münakaşa sebebi
teçhiz etmek : donatmak
terbiye : besleme, yetiştirme
ukuk : anne-babaya itaatsizlik ve saygısızlık
valide : anne
valideyn : anne-baba
veled : çocuk
zâhirî : görünürde
Zât-ı Rahîm-i Kerîm : sonsuz rahmet ve ikram sahibi olan Zât, Allah
ziyade : çok
Yükleniyor...