Block title
Block content
Hem dünyayı, âhiretin mezraa1 ve esmâ-i İlâhiyenin âyinesi ve Cenâb-ı Hakkın mektubatı ve muvakkat bir misafirhanesi cihetinde sevmek, nefs-i emmâre karışmamak şartıyla, Cenâb-ı Hakka ait olur.

Elhasıl: Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mânâ-yı harfiyle sev;2 mânâ-yı ismiyle sevme.3 “Ne kadar güzel yapılmış” de. “Ne kadar güzeldir” deme. Ve kalbin bâtınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü, bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur.

4 اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا حُبَّكَ وَحُبَّ مَا يُقَرِّبُنَاۤ اِلَيْكَ de.

İşte, bütün tâdât ettiğimiz muhabbetler, eğer bu suretle olsa, hem elemsiz bir lezzet verir, hem bir cihette zevâlsiz bir visaldir. Hem muhabbet-i İlâhiyeyi ziyadeleştirir. Hem meşru bir muhabbettir. Hem ayn-ı lezzet bir şükürdür. Hem ayn-ı muhabbet bir fikirdir.

Meselâ, nasıl ki bir padişah-ı âli, HAŞİYE sana bir elmayı ihsan etse, o elmaya iki muhabbet ve onda iki lezzet var:

Biri: Elma, elma olduğu için sevilir. Ve elmaya mahsus ve elma kadar bir lezzet var. Şu muhabbet padişaha ait değil. Belki, huzurunda o elmayı ağzına atıp yiyen adam, padişahı değil, elmayı sever ve nefsine muhabbet eder. Bazan olur ki, padişah, o nefisperverâne olan muhabbeti beğenmez, ondan nefret eder. Hem elma lezzeti dahi cüz’îdir. Hem zevâl bulur; elmayı yedikten sonra o lezzet dahi gider, bir teessüf kalır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:19; es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene s. 497; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s. 205; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafa 1:495.
2 : bk. Sâd Sûresi, 38:31-33.
3 : bk. Kasas Sûresi, 28:77.
4 : Allahım! Bize Senin muhabbetini ve bizi Sana yaklaştıracak şeylerin muhabbetini nasip et!
HAŞİYE : Bir zaman iki aşiret reisi, bir padişahın huzuruna girmişler, yazılan aynı vaziyette bulunmuşlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: İkinci Mevkıf
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
âyine-i Samed : Samed aynası; Kendisinin hiçbir şeye ihtiyacı olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olduğu Cenâb-ı Hakkın tecellî ettiği ayna
ayn-ı lezzet : lezzetin ta kendisi
ayn-ı muhabbet : sevginin ta kendisi
bâtın : iç
bâtın-ı kalb : kalbin içi
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cihet : yön
cüz’î : az
elem : acı, keder, üzüntü
elhasıl : özetle, sonuç olarak
esmâ : isimler
esmâ-i İlâhiye : Allah’ın isimleri
ihsan etmek : bağışta bulunmak
mahlûkat : yaratıklar
mahsus : özgü
mânâ-yı harfî : bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna
mânâ-yı ismî : bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı
mektubat : mektuplar
meşru : helâl, dine uygun
mezraa : tarla
muhabbet : sevgi
muhabbet-i İlâhiye : Allah sevgisi
muvakkat : geçici
mütefekkirâne : tefekkür ederek, düşünerek
nefis : can, kişinin kendisi; hayvanî ihtiyaçlara olan doğal eğilim
nefisperverâne : nefsini sevip gözeten
nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu
padişah-ı âli : yüce hükümdar
suret : şekil, biçim
tâdât etmek : saymak
teessüf : üzülme, hayıflanma
visal : kavuşma
zevâl : geçip gitme, yok olma
zevâlsiz : yok olmayan, sürekli
ziyadeleştirmek : artırmak, fazlalaştırmak
Yükleniyor...