Block title
Block content
İşbu tasavvurdan şöyle bir hakikat zihne geldi ki: Herbir şey, bir mühr-ü Rabbânî hükmünde, bütün eşyayı kendi Hâlıkına isnad eder, kendi Kâtibinin mektubu olduğunu ispat eder. İşte, herbir şey öyle bir pencere-i tevhiddir ki, bütün eşyayı bir Vâhid-i Ehade mal eder. Demek, herbir şeyde, hususan zîhayatlarda öyle harika bir nakış, öyle mu’cizekâr bir san’at var ki, onu öyle yapan ve öyle mânidar nakşeden, bütün eşyayı yapabilir. Ve bütün eşyayı yapan, elbette O olacaktır. Demek bütün eşyayı yapamayan, birtek şeyi icad edemez. İşte, ey gafil! Şu kâinatın yüzüne bak ki, birbiri içinde hadsiz mektubât-ı Samedâniye hükmünde olan sahâif-i mevcudat ve herbir mektup üstünde hadsiz sikke-i tevhid mühürleriyle temhir edilmiş bütün bu mühürlerin şehadetlerini kim tekzip edebilir? Hangi kuvvet onları susturabilir? Kalb kulağıyla hangisini dinlesen “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah”1 dediğini işitirsin.

Otuzuncu Pencere

لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا 2

كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ 3

Şu Pencere, imkân ve hudûsa müesses umum mütekellimînin penceresidir ve ispat-ı Vâcibü’l-Vücuda karşı caddeleridir. Bunun tafsilâtını, Şerhu’l-Mevâkıf ve Şerhu’l-Makàsıd gibi, muhakkiklerin büyük kitaplarına havale ederek, yalnız Kur’ân’ın feyzinden ve şu pencereden ruha gelen bir iki şuaı göstereceğiz. Şöyle ki:

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehâdet ederim.” Buhârî, Ezan 148, Cuma 23; Müslim, Îman 44-45, Salat 6; Ebû Dâvud, Taharet 64, Salat 28; Tirmizî, Taharet 41, Îman 17; Nesâî, Ezan 3; İbni Mâce, İkame 24.
2 : “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.
3 : “Herşey helâk olup gidicidir Ona bakan yüzü müstesna. Hüküm ve hükümranlık Onundur; siz de Ona döndürüleceksiniz.” Kasas Sûresi, 28:88.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz İkinci Söz / Sonraki Risale: Lemeât
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âmiriyet : âmirlik, yöneticilik
Eşhedü en lâ ilâhe illâllah : “Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir İlâh yoktur”
eşya : şeyler, varlıklar
feyz : ilham, bereket ve ilim bolluğu
gafil : duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan
hadsiz : sayısız, sınırsız
hâkimiyet : hükmedicilik, egemenlik
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
hudûs : sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma
hususan : özellikle
icad : var etme, yaratma
imkân : olabilirlik, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olan
isnad etme : dayandırma
ispat-ı Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah’ın ispatı
iştirak : ortaklık
kâinat : evren, yaratılmış herşey
Kâtib : Yazar, bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel bir şekilde yaratan Allah
mânidar : mânâlı, anlamlı
mektubat-ı Samedâniye : adeta Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler
mu’cizekâr : mu’cizeli
muhakkik : gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen alimler
mukteza : bir şeyin gereği
müesses : kurulmuş
mütekellimîn : kelâm âlimleri
pencere-i tevhid : Cenâb-ı Hakkın birliğini gösteren pencere
sahâif-i mevcudat : varlık sahifeleri
sikke-i tevhid : Cenâb-ı Hakkın birliğini gösteren mühür
şehadet : şahitlik, tanıklık
Şerhu’l-Makàsıd : büyük kelâm âlimi Sadettin Taftazanî’nin meşhur eseri
Şerhu’l-Mevâkıf : meşhur kelâm âlimlerinden Seyyid Şerif Cürcânî’nin eseri
şua : ışık, parıltı
tafsilât : ayrıntılar
tekzip : yalanlama
temhir : mühürleme
umum : bütün
Vâhid-i Ehad : bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah
zîhayat : canlı
Yükleniyor...