Block title
Block content
Âmiriyet ve hâkimiyetin muktezası, rakip kabul etmemektir, iştiraki reddetmektir, müdahaleyi ref etmektir. Onun içindir ki, küçük bir köyde iki muhtar bulunsa, köyün rahatını ve nizamını bozarlar. Bir nahiyede iki müdür, bir vilâyette iki vali bulunsa, hercümerc ederler. Bir memlekette iki padişah bulunsa, fırtınalı bir karma karışıklığa sebebiyet verirler. Madem hâkimiyet ve âmiriyetin gölgesinin zayıf bir gölgesi ve cüz’î bir nümunesi, muavenete muhtaç, âciz insanlarda böyle rakip ve zıddı ve emsalinin müdahalesini kabul etmezse, acaba saltanat-ı mutlaka suretindeki hâkimiyet ve rububiyet derecesindeki âmiriyet, bir Kadîr-i Mutlakta ne derece o redd-i müdahale kanunu ne kadar esaslı bir surette hükmünü icra ettiğini kıyas et. Demek, ulûhiyet ve rububiyetin en kat’î ve daimî lâzımı, vahdet ve infiraddır. Buna bir burhan-ı bâhir ve şahid-i kâtı’, kâinattaki intizam-ı ekmel ve insicam-ı ecmeldir.

Sinek kanadından tut, tâ semâvât kandillerine kadar öyle bir nizam var ki, akıl onun karşısında hayretinden ve istihsanından “Sübhanallah, maşaallah, bârekâllah” der, secde eder. Eğer zerre miktar şerike yer bulunsaydı, müdahalesi olsaydı, 1 لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا âyet-i kerimesinin delâletiyle, nizam bozulacaktı, suret değişecekti, fesadın âsârı görünecekti. Halbuki,

فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ - ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنْقَلِبْ اِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ 2

delâletiyle ve şu ifade ile, nazar-ı beşer, kusuru aramak için ne kadar çabalasa, hiçbir yerde kusuru bulamayarak, yorgun olarak, menzili olan göze gelip, onu gönderen münekkit akla diyecek: “Beyhude yoruldum, kusur yok” demesiyle gösteriyor ki, Nizam ve intizam gayet mükemmeldir. Demek, intizam-ı kâinat, vahdâniyetin kat’î şahididir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.
2 : “Haydi, çevir gözünü: En küçük bir kusur görüyor musun? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir. Kusur bulamaz, hor ve hakir sana döner; o göz bitkindir artık.” Mülk Sûresi, 67:3-4.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz İkinci Söz / Sonraki Risale: Lemeât
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, zayıf
âsâr : eserler
âyet-i kerime : şerefli âyet, Kur’ân’ın herbir cümlesi
bârekallah : “Allah ne mübarek yaratmış”
beyhude : boşuna
burhan-ı bâhir : açık delil
cüz’î : küçük, ferdî
delâlet : delil olma, işaret etme
emsal : eşler, benzerler
fesad : bozulma
hercümerc : karma karışık
icra : yürütme, yerine getirme
infirad : tek başına olma
insicam-ı ecmel : çok güzel düzgünlük, uyumluluk
intizam : düzen, tertip
intizam-ı ekmel : çok mükemmel düzen, tertip
intizam-ı kâinat : kâinattaki düzen
istihsan : beğenme, güzel bulma
Kadir-i Mutlak : herşeye gücü yeten sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kat’î : kesin
lâzım : gereklilik
maşaallah : “Allah dilemiş ve ne güzel yapmış”
menzil : yer, mekân
muavenet : yardımlaşma
münekkit : tenkitçi
nahiye : bucak
nazar-ı beşer : insanın bakışı
nizam : düzen
nümune : örnek
redd-i müdahele : müdahele kabul etmeme
ref etmek : ortadan kaldırmak
rububiyet : Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
saltanat-ı mutlaka : sınırsız egemenlik
semâvat : gökler
suret : şekil, biçim
sübhânallah : “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
şahid-i kâtı : kesin şahit
şerik : ortak
ulûhiyet : ilâhlık
vahdâniyet : Allah’ın birliği
vahdet : birlik
zerre : atom
Yükleniyor...