Block title
Block content
Belki had ve hesaba gelmeyen yollarla Vâcibü’l-Vücudun marifetine yol açar. Şöyle ki: Herbir şey, vücudunda, sıfâtında, müddet-i bekâsında hadsiz imkânat, yani gayet çok yollar ve cihetler içinde mütereddit iken, görüyoruz ki, o hadsiz cihetler içinde vücutça muntazam bir yolu takip ediyor. Herbir sıfatı da, mahsus bir tarzda ona veriyor. Müddet-i bekâsında bütün değiştirdiği sıfat ve haller dahi böyle bir tahsisle veriliyor. Demek bir muhassısın iradesiyle, bir müreccihin tercihiyle, bir Mucid-i Hakîmin icadıyladır ki, hadsiz yollar içinde hikmetli bir yolda onu sevk eder; muntazam sıfâtı ve ahvâli ona giydiriyor.

Sonra infiraddan çıkarıp, bir terkipli cisme cüz yapar; imkânat ziyadeleşir. Çünkü o cisimde binler tarzda bulunabilir. Halbuki, neticesiz o vaziyetler içinde, neticeli, mahsus bir vaziyet ona verilir ki, mühim neticeleri ve faideleri ve o cisimde vazifeleri gördürülüyor. Sonra, o cisim dahi diğer bir cisme cüz yaptırılıyor; imkânat daha ziyadeleşir. Çünkü binlerle tarzda bulunabilir. İşte, o binler tarz içinde birtek vaziyet veriliyor, o vaziyetle mühim vazifeler gördürülüyor, ve hâkezâ...

Gittikçe daha ziyade kat’î bir Hakîm-i Müdebbirin vücub-u vücudunu gösteriyor, bir Âmir-i Alîmin emriyle sevk edildiğini bildiriyor. Cisim içinde cisim, birbiri içinde cüz olup giden bütün bu terkiplerde, nasıl bir nefer, takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ordusunda, mütedahil o heyetlerden herbirisine mahsus birer vazifesi, hikmetli birer nisbeti, intizamlı birer hizmeti bulunuyor.

Hem nasıl ki, senin gözbebeğinden bir hüceyre, gözünde bir nisbeti ve bir vazifesi var. Senin başın heyet-i umumiyesi nisbetine dahi hikmetli bir vazifesi ve hizmeti vardır. Zerre miktar şaşırsa, sıhhat ve idare-i beden bozulur. Kan damarlarına, his ve hareket âsablarına, hattâ bedenin heyet-i umumiyesinde birer mahsus vazifesi, hikmetli birer vaziyeti vardır. Binlerle imkânat içinde, bir Sâni-i Hakîmin hikmetiyle o muayyen vaziyet verilmiştir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Otuz İkinci Söz / Sonraki Risale: Lemeât
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

ahvâl : haller, vaziyetler
alay : üç taburdan oluşan askerî topluluk
Âmir-i Alîm : sonsuz ilim sahibi olan idareci, Allah
âsab : sinirler
bölük : takımlardan oluşan askerî birlik
cihet : yön
cüz : kısım, parça
elhak : gerçekten
fırka : tümen
had ve hesaba gelmemek : sonsuz ve sınırsız olmak
hadsiz : sayısız, sınırsız
hâkezâ : böylece, bunun gibi
Hakîm-i Müdebbir : ilmiyle herşeyin sonunu görüp idare eden, ona göre hikmetle iş yapan Allah
heyet : kısım, yapı
heyet-i umumiye : genel yapı, bütün
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
icad : var etme, yaratma
idare-i beden : bedenin idaresi
imkânat : olabilirlikler, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olanlar
infirad : tek başına olma
intizamlı : düzenli, tertipli
irade : tercih, dileme
kat’î : kesin
mahsus : özel
marifet : bilme, tanıma
muayyen : belirlenmiş
Mucid-i Hakîm : herşeyi hikmetle yaratan, var eden Allah
muhassıs : tahsis edici, ayırıcı, bir tarafa ait kılıcı
muntazam : düzenli
müddet-i bekà : devamlılık süresi
münhasır : ait, mahsus
müreccih : tercih edici
mütedahil : iç içe, birbiri içinde
mütereddit : tereddütte kalmış, kararsız
nefer : asker, er
nisbet : bağ
Sâni-i Hakîm : herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah
sıfât : vasıflar, özellikler
tabur : dört bölükten meydana gelen askerî birlik
tahsis : bir tarafa ait kılma, ayırma
takım : en küçük askerî topluluk
terkip : birkaç şeyin birleşerek meydana getirdikleri yeni şey, sentez
terkip : bileşik
Vâcibü’l-Vücud : varlığı mutlaka gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
vücub-u vücud : varlığının gerekli ve zorunlu oluşu
vücud : varlık
zerre : atom
ziyade : fazla, çok
ziyadeleşmek : artmak, fazlalaşmak
Yükleniyor...