Block title
Block content
Hem onun mahiyeti harfiyedir; başkasının mânâsını gösterir. Rububiyeti hayaliyedir. Vücudu o kadar zayıf ve incedir ki, bizzat kendinde hiçbir şeye tahammül edemez ve yüklenemez. Belki, eşyanın derecat ve miktarlarını bildiren mizanülhararet ve mizanülhava gibi mizanlar nev’inden bir mizandır ki, Vâcibü’l-Vücudun mutlak ve muhit ve hudutsuz sıfâtını bildiren bir mizandır. 1

İşte, mahiyetini şu tarzda bilen ve iz’ân eden ve ona göre hareket eden,
2 قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَا beşaretinde dahil olur. Emaneti bihakkın eda eder ve o enenin dürbünüyle, kâinat ne olduğunu ve ne vazife gördüğünü görür. Ve âfâkî malûmat nefse geldiği vakit, enede bir musaddık görür; o ulûm, nur ve hikmet olarak kalır, zulmet ve abesiyete inkılâb etmez.

Vakta ki, ene, vazifesini şu suretle ifa etti; vahid-i kıyasî olan mevhum rububiyetini ve farazî mâlikiyetini terk eder.

3 لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَلَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ der, hakikî ubûdiyetini takınır, makam-ı ahsen-i takvime çıkar.

Eğer o ene, hikmet-i hilkatini unutup vazife-i fıtriyesini terk ederek kendine mânâ-yı ismiyle baksa, kendini mâlik itikad etse, o vakit emanette hıyanet eder, 4 وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَا altında dahil olur. İşte, bütün şirkleri ve şerleri ve dalâletleri tevlid eden enaniyetin şu cihetindendir ki, semâvât ve arz ve cibal tedehhüş etmişler, farazî bir şirkten korkmuşlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : bk. Tîn Sûresi, 95:4.
2 : “Nefsini günahlardan arındıran, kurtuluşa ermiştir.” Şems Sûresi, 91:9.
3 : Mülk Ona, hamd Ona, hüküm Ona aittir; siz de Ona döndürüleceksiniz
4 : “Nefsini günaha daldıran, hüsrana düşmüştür.” Şems Sûresi, 91:10.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dokuzuncu Söz / Sonraki Risale: Otuz Birinci Söz

Bölümler

Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abesiyet : faydasız ve gayesiz oluş
âfâkî : dış dünyaya ait
arz : yer
beşaret : müjdeleme
bihakkın : hakkıyla, gerçek anlamıyla
cibal : dağlar
cihet : yön
dalâlet : hak yoldan sapkınlık, inançsızlık
derecat : dereceler
eda etmek : yerine getirmek
emanet : başka varlıkların yüklenmekten korkup da insanın yüklendiği İlâhî görev
enaniyet : benlik
ene : ben
eşya : varlıklar
ifa etmek : yerine getirmek
inkılâb etmek : dönüşmek
itikad etmek : inanmak
iz’ân : kesin şekilde inanma
kâinat : evren, yaratılmış herşey
mahiyet : özellik, nitelik, esas
makam-ı ahsen-i takvim : yaratılışın en güzel kıvamında olma derecesi
mâlik : sahip
mâlikiyet : sahiplik
malûmat : bilgiler
mânâ-yı ismî : bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı
mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan
mizan : ölçü
mizanülhararet : ısı ölçen âlet, termometre
mizanülhava : havanın durumunu ölçen âlet, barometre
muhit : kapsamlı, her tarafı kuşatan
musaddık : tasdik edici, doğrulayıcı
rububiyet : idare edicilik, sahibiyet ve tasarruf hakkı
semâvat : gökler
sıfât : vasıflar
tahammül : katlanma
tedehhüş : dehşete düşme, korkma
tevlid etmek : doğurmak
ulûm : ilimler
Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah
vahid-i kıyasî : ölçü birimi
vakta ki : ne vakit ki, ne zaman ki
vazife-i fıtriye : yaratılıştan gelen görev
zulmet : karanlık
Yükleniyor...