Block title
Block content
Sonra, tanımak merakından, tılsım sahibinin muhabbeti neş’et etti. Ve şu muhabbetten, tılsımı açmak arzusu neş’et etti. Ve o arzudan, tılsım sahibini razı edecek ve hoşuna gidecek bir güzel vaziyet almak iradesi neş’et etti. Sonra, ağacın başına baktı, gördü ki, incir ağacıdır. Fakat başında binlerle ağacın meyveleri vardır. O vakit bütün bütün korkusu gitti. Çünkü kat’î anladı ki, bu incir ağacı bir listedir, bir fihristedir, bir sergidir. O mahfî hâkim, bağ ve bostanındaki meyvelerin nümunelerini, bir tılsım ve bir mucize ile o ağaca takmış ve kendi misafirlerine ihzar ettiği et’imeye birer işaret suretinde o ağacı tezyin etmiş olmalı. Yoksa, bir tek ağaç, binler ağaçların meyvelerini vermez.

Sonra niyaza başladı. Ta tılsımın anahtarı ona ilham oldu. Bağırdı ki: “Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum ve sana hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum.” Ve bu niyazdan sonra, birden kuyunun duvarı yarılıp, şahane, nezih ve güzel bir bahçeye bir kapı açıldı. Belki, ejderha ağzı o kapıya inkılâb etti ve arslan ve ejderha iki hizmetkâr suretini giydiler ve onu içeriye davet ediyorlar. Hattâ o arslan, kendisine musahhar bir at şekline girdi.

İşte ey tembel nefsim ve ey hayalî arkadaşım! Geliniz, bu iki kardeşin vaziyetlerini muvazene edelim. Ta, iyilik nasıl iyilik getirir ve fenalık nasıl fenalık getirir, görelim, bilelim. Bakınız, sol yolun bedbaht yolcusu, her vakit ejderhanın ağzına girmeye muntazırdır, titriyor. Ve şu bahtiyar ise, meyvedar ve revnaktar bir bahçeye davet edilir. Hem o bedbaht, elîm bir dehşette ve azîm bir korku içinde kalbi parçalanıyor. Ve şu bahtiyar ise, leziz bir ibret, tatlı bir havf, mahbub bir marifet içinde garip şeyleri seyir ve temâşâ ediyor. Hem o bedbaht, vahşet ve meyusiyet ve kimsesizlik içinde azap çekiyor. Ve şu bahtiyar ise, ünsiyet ve ümit ve iştiyak içinde telezzüz ediyor.
Önceki Risale: Yedinci Söz / Sonraki Risale: Dokuzuncu Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : tuhaf, şaşırtıcı
ahbap : dostlar, sevgililer
azap : acı, sıkıntı
azîm : büyük
aziz : izzetli, şerefli, değerli
baht : talih, kader
bahtiyar : talihli
basiretsizlik : ferasetsizlik, ileriyi görememek
bedbaht : talihsiz
dehalet : sığınma
elîm : üzücü, acı
evham : vehimler, kuruntular
fenalık : kötülük
hâkim : hükmedici, idareci
havf : korku
hizmetkâr : hizmetçi
ibret : uyanıklığa sebep olan ders
inkılâb : dönüşme
intizar : bekleme
iştiyak : şiddetli arzu ve istek
kanaat : yetinme, razı olma
leziz : lezzetli
mahbub : sevimli
mânen : mânevî olarak
marifet : tanıma, bilme
maruz : karşısında ve tesiri altında kalmış
meyusiyet : ümitsizlik
meyvedar : meyveli
mihmandar-ı kerîm : ikramı seven, çok cömert ev sahibi
muntazır : hazır
musahhar : boyun eğmiş
muvazene : karşılaştırma
muzlim : karanlıklı
müskir : sarhoşluk veren içki
müstehak : lâyık
nefis : kişinin kendisi
nezih : temiz, hoş
niyaz : dua, yakarış
nümune : örnek
revnaktar : göz alıcı güzellikte
rıza : memnuniyet
suret : şekil
şefkat : merhamet, acıma
şekvâ : şikâyet
tâcil : çabuklaştırma
talip olmak : istemek
tehir etmek : ertelemek, sonraya bırakmak
telezzüz etmek : lezzetlenmek
temâşa : hoşlanarak bakma, seyretme
ünsiyet etmek : dostluk kurmak
ünsiyet : dostluk, alışkanlık
vaziyet : durum
zahiren : görünüşte
zulümat : karanlıklar
Yükleniyor...