Block title
Block content
İşte, bir şifre-i İlâhiye olan sûrelerin başlarındaki huruf, bunun gibi daha beş altı lem’a-i i’câziyeyi gösterdikleriyle beraber, ilm-i esrar-ı huruf ulemasıyla evliyanın muhakkikleri şu mukattaattan çok esrar istihraç etmişler ve öyle hakaik bulmuşlar ki, onlarca şu mukattaat kendi başıyla gayet parlak bir mu’cizedir. Onların esrarına ehil olmadığımız, hem umum göz görecek derecede ispat edemediğimiz için, o kapıyı açamayız. Yalnız, İşârâtü’l-İ’câz’da şunlara dair beyan olunan beş altı lem’a-i i’câza havale etmekle iktifa ediyoruz.

Şimdi, esâlib-i Kur’âniyeye, sûre itibarıyla, maksat itibarıyla, âyât ve kelâm ve kelime itibarıyla birer işaret edeceğiz.

Meselâ, Sûre-i Amme’ye dikkat edilse, öyle bir üslûb-u bedî ile âhireti, haşri, Cennet ve Cehennemin ahvâlini öyle bir tarzda gösteriyor ki, şu dünyadaki ef’âl-i İlâhiyeyi, âsâr-ı Rabbâniyeyi o ahvâl-i uhreviyeye birer birer bakar, ispat eder gibi kalbi ikna eder. Şu sûredeki üslûbun izahı uzun olduğundan, yalnız bir iki noktasına işaret ederiz. Şöyle ki:

Şu sûrenin başında, kıyamet gününü ispat için der: “Size zemini güzel serilmiş bir beşik, dağları hanenize ve hayatınıza defineli direk, hazineli kazık, sizi birbirini sever, ünsiyet eder çift, geceyi hâb-ı rahatınıza örtü, gündüzü meydan-ı maişet, güneşi ışık verici, ısındırıcı bir lâmba, bulutları âb-ı hayat çeşmesi gibi ondan suyu akıttım. Basit bir sudan bütün erzakınızı taşıyan bütün çiçekli, meyveli muhtelif eşyayı kolay ve az bir zamanda icad ederiz. Öyle ise, yevm-i fasl olan kıyamet sizi bekliyor. O günü getirmek Bize ağır gelemez.”

İşte, bundan sonra, kıyamette dağların dağılması, semâvâtın parçalanması, Cehennemin hazırlanması ve Cennet ehline bağ ve bostan vermesini, gizli bir surette ispatlarına işaret eder. Mânen der: “Madem gözünüz önünde dağ ve zeminde şu işleri yapar. Âhirette dahi bunlara benzer işleri yapar.” Demek, sûrenin başındaki “dağ” kıyametteki dağların haline bakar; ve “bağ” ise âhirde ve âhiretteki hadikaya ve bağa bakar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı hayat : hayat suyu
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
ahvâl : haller
ahvâl-i uhreviye : âhiretteki haller
âsâr-ı Rabbâniye : Rabbâni eserler
âyât : âyetler
beyan : açıklama
define : hazine
ef’âl-i İlâhiye : İlâhî fiiller
ehil : yetkili, bilen
erzak : rızıklar
esâlib-i Kur’âniye : Kur’ân’a ait üsluplar, anlatım tarzları
esrar : sırlar
evliya : veliler
fikr-i beşer : insan düşüncesi
hâb-ı rahat : rahat uykusu
hakaik : gerçekler
hane : ev
haşr : öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma
huruf : harfler
icad : vücut verme, yoktan yaratma
iktifa etmek : yetinmek
ilm-i esrar-ı huruf : harflerin sırlarını ve hikmetlerini konu alan ilim
istihraç etmek : çıkarmak
izah : açıklama
kabil : mümkün
kelâm : söz
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
lem’a-i i’câziye : mu’cizelik parıltısı
maksat : gaye
meydan-ı maişet : geçimi temin etme meydanı
muhakkik : hakikatleri delilleriyle bilen âlimler
muhtelif : çeşitli
mukattaat : bazı sûrelerin başlarında bulunan ve birer İlâhî şifre özelliğini taşıyan kesik harfler
semâvât : gökler
sevk-i kelâm etmek : söz ileri sürmek
Sûre-i Amme : Amme Sûresi
suret : şekil, biçim
şifre-i İlâhiye : İlâhî şifre
tansif etmek : ikiye bölmek
tesadüf : rastlantı
ulema : âlimler
umum : bütün; genel, herkes
ünsiyet : dostluk, canayakınlık
üslûb-u bedî : eşsiz güzellikteki ifade tarzı
üslûp : ifade tarzı
yevm-i fasl : iyi insanların kötü insanlardan ayrıldığı gün
zemin : yeryüzü
Yükleniyor...