Block title
Block content
İşte, sair noktaları buna kıyas et, ne kadar güzel ve âli bir üslûbu var, gör. Meselâ,

قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَاۤءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاۤءُ 1

ilâ âhir. Öyle bir üslûb-u âlide, benî beşerdeki şuûnât-ı İlâhiyeyi ve gece ve gündüzün deveranındaki tecelliyât-ı İlâhiyeyi ve senenin mevsimlerinde olan tasarrufât-ı Rabbâniyeyi ve yeryüzünde hayat, memat, haşir ve neşr-i dünyeviyedeki icraat-ı Rabbâniyeyi öyle bir ulvî üslûpla beyan eder ki, ehl-i dikkatin akıllarını teshir eder. Parlak ve ulvî, geniş üslûbu az dikkatle göründüğü için, şimdilik o hazineyi açmayacağız. Meselâ,

اِذاَ السَّمَاۤءُ انْشَقَّتْ - وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ - وَاِذاَ اْلاَرْضُ مُدَّتْ - وَاَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ - وَاَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ 2

Gök ve zeminin, Cenâb-ı Hakkın emrine karşı derece-i inkıyad ve itaatlerini şöyle âli bir üslûpla beyan eder ki: Nasıl bir kumandan-ı âzam, mücahede ve manevra ve ahz-ı asker şubeleri gibi, mücahedeye lâzım işler için iki daireyi teşkil edip açmış. O mücahede, o muamele işi bittikten sonra, o iki daireyi başka işlerde kullanmak ve tebdil ederek istimal etmek için, o kumandan-ı âzam o iki daireye müteveccih olur. O daireler, herbirisi hademeleri lisanıyla veya nutka gelip kendi lisanıyla der ki:

“Ey kumandanım, bir parça mühlet ver ki, eski işlerin ufak tefeklerini, pırtı mırtılarını temizleyip dışarı atayım, sonra teşrif ediniz. İşte, atıp senin emrine hazır duruyoruz. Buyurun, ne yaparsanız yapınız. Senin emrine münkadız. Senin yaptığın işler bütün hak, güzel, maslahattır.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “De ki: Ey mülkün hakikî sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de mülkü çeker alırsın.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:26.
2 : “Gök yarıldığında, Rabbinin emrine boyun eğdiğinde-ki ona lâyık olan da budur. Yer düm düz edildiğinde, içinde ne varsa atıp boşaldığında, Rabbinin emrine boyun eğdiğinde—ki ona lâyık olan da budur.” İnşikak Sûresi, 84:1-5.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhir : son
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
ahz-ı asker : asker alımı
âli : yüce, yüksek
benî beşer : insanoğlu
beyan etmek : açıklamak
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
derece-i inkıyad : boyun eğme derecesi
deveran : dönüş
ehl-i dikkat : dikkat sahibi insanlar
hademe : hizmetçi
hadika : bahçe
haşir ve neşr-i dünyeviye : dünyadaki varlıkların yeniden diriltilip yayılmaları
icraat-ı Rabbâniye : herşeyi terbiye ve idare edip egemenliği altında tutan Allah’ın icrâatları, fiilleri
ilâ âhir : sonuna kadar
istimal etmek : kullanmak
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
kumandan-ı âzam : çok büyük kumandan
lisan : dil
manevra : eğitim ve deneme
memat : ölüm
muamele : işlem
mücahede : savaş
mühlet : zaman, vakit
müteveccih : yönelmiş
nutka gelmek : konuşmak
sair : diğer
şuûnât-ı İlâhiye : Cenâb-ı Allah’ın işleri ve icraatları
tasarrufât-ı Rabbâniye : herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın fiil ve tasarrufları
tebdil etmek : değiştirmek
tecelliyât-ı İlâhiye : İlâhi tecelliler, yansımalar
teshir etmek : boyun eğdirmek
teşkil etmek : oluşturmak
teşrif etmek : şeref vermek, şereflendirmek
ulvî : yüce, yüksek
üslûb-u âli : yüksek ifade tarzı
üslûp : ifade tarzı
zemin : yeryüzü
Yükleniyor...