Block title
Block content
اَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ 1 Veyahut, firavunlaşmış maddiyyun gibi, “kendi kendine oluyorlar, kendi kendini besliyorlar, kendilerine lâzım olan herşeyi yaratıyorlar” mı tahayyül ediyorlar ki, imandan, ubûdiyetten istinkâf ederler? Demek kendilerini birer hâlık zannederler. Halbuki, birtek şeyin hâlıkı, herbir şeyin hâlıkı olmak lâzım gelir. Demek kibir ve gururları onları nihayet derecede ahmaklaştırmış ki, bir sineğe, bir mikroba karşı mağlûp bir âciz-i mutlakı, bir kadîr-i mutlak zannederler. Madem bu derece akıldan, insaniyetten sukut etmişler. Hayvandan, belki cemâdattan daha aşağıdırlar. Öyle ise bunların inkârlarından müteessir olma. Bunları dahi bir nevi muzır hayvan ve pis maddeler sırasına say. Bakma, ehemmiyet verme.

اَمْ خَلَقُوا السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ بَلْ لاَيوُقِنُونَ 2 Veyahut, Hâlıkı inkâr eden fikirsiz, sersem muattıla gibi, Allah’ı inkâr mı ediyorlar ki Kur’ân’ı dinlemiyorlar? Öyle ise, semâvât ve arzın vücutlarını inkâr etsinler; veyahut “Biz halk ettik” desinler, bütün bütün aklın zıvanasından çıkıp divaneliğin hezeyanına girsinler. Çünkü, semâda yıldızları kadar, zeminde çiçekleri kadar berâhin-i tevhid görünüyor, okunuyor. Demek yakîne ve hakka niyetleri yoktur. Yoksa bir harf kâtipsiz olmaz bildikleri halde, nasıl bir harfinde bir kitap yazılan şu kâinat kitabını kâtipsiz zannediyorlar?

اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ 3 Veyahut, Cenâb-ı Hakkın ihtiyarını nefyeden bir kısım hükemâ-yı dâlle gibi ve Berahime gibi, asl-ı nübüvveti mi inkâr ediyorlar, sana iman getirmiyorlar? Öyle ise, bütün mevcudatta görünen ve ihtiyar ve iradeyi gösteren bütün âsâr-ı hikmeti ve gayâtı ve intizâmâtı ve semerâtı ve âsâr-ı rahmet ve inâyâtı ve bütün enbiyanın bütün mu’cizatlarını inkâr etsinler. Veya “Mahlûkata verilen ihsânâtın hazineleri yanımızda ve elimizdedir” desinler, kabil-i hitap olmadıklarını göstersinler. Sen de onların inkârından müteellim olma; “Allah’ın akılsız hayvanları çoktur” de.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Veya kendi kendilerini mi yaratıyorlar?” Tûr Sûresi, 52:35.
2 : “Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Doğrusu onların düşünüp iman etmeye niyetleri yoktur.” Tûr Sûresi, 52:36.
3 : “Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mı?” Tûr Sûresi, 52:37.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz-i mutlak : son derece güçsüz
arz : yer, dünya
âsâr-ı hikmet : hikmet eserleri
âsâr-ı rahmet : rahmet eserleri
asl-ı nübüvvet : peygamberliğin aslı, temeli
Berahime : Berehmenler; bâtıl ve sapkın Hind ve Mecusî dinlerinin reisleri
berâhin-i tevhid : tevhid delilleri
cemâdat : cansız varlıklar
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
divanelik : delilik, akılsızlık
firavunlaşmak : kendisini Firavun gibi ilâh seviyesine çıkaracak derecede büyük görme
gayât : gayeler
hak : doğru, gerçek
Hâlık : yaratıcı; herşeyi yaratan Allah
halk etmek : yaratmak
hezeyan : saçmalama
hükemâ-yı dâlle : hak yoldan sapmış felsefeciler
ihtiyar : irade, tercih, seçme gücü
inkâr : kabul etmeme, yok sayma
insaniyet : insanlık
intizâmât : intizamlar, düzenlilikler
irade : dileme, tercih, istek
istinkâf etmek : kabul etmemek, çekimser kalmak
kadîr-i mutlak : sınırsız güç sahibi
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kâtip : yazar
maddiyyun : materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar
mağlûp : yenilen
mevcudat : varlıklar
muattıla : Allah’ı veya Allah’ın sıfatlarını inkâr eden
muzır : zararlı
müteessir olmak : üzülmek
nefyetmek : inkâr etmek
nevi : çeşit
nihayet : son
semâ : gök
semâvat : gökler
semerât : meyveler, neticeler
sukut etmek : düşmek
tahayyül etmek : hayal etmek
ubûdiyet : kulluk
vücut : varlık
yakîn : şüphesiz, kesin bilgi
zemin : yeryüzü
Yükleniyor...