Block title
Block content
اَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ 1 Veyahut, aklı hâkim yapan mütehakkim Mutezile gibi, kendilerini Hâlıkın işlerine rakîb ve müfettiş tahayyül edip Hâlık-ı Zülcelâli mes’ul tutmak mı istiyorlar? Sakın fütur getirme. Öyle hodbinlerin inkârlarından birşey çıkmaz. Sen de aldırma.

اَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ 2 Veyahut, cin ve şeytana uyup kehanetfuruşlar, ispritizmacılar gibi, âlem-i gayba başka bir yol mu bulunmuş zannederler? Öyle ise, şeytanlarına kapanan semâvâta, onunla çıkılacak bir merdivenleri mi var tahayyül ediyorlar ki, senin semâvî haberlerini tekzip ederler? Böyle şarlatanların inkârları, hiç hükmündedir.

اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ 3 Veyahut, ukul-ü aşere ve erbâbü’l-envâ namıyla şerikleri itikad eden müşrik felâsife gibi ve yıldızlara ve melâikelere bir nevi ulûhiyet isnad eden Sâbiiyyun gibi, Cenâb-ı Hakka veled nisbet eden mülhid ve dâllinler gibi, Zât-ı Ehad ve Samedin vücub-u vücuduna, vahdetine, samediyetine, istiğna-yı mutlakına zıt olan veledi nisbet ve melâikenin ubûdiyetine ve ismetine ve cinsiyetine münafi olan ünûseti isnad mı ederler? Kendilerine şefaatçi mi zannederler ki, sana tâbi olmuyorlar?

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Veya kâinatın tedbir ve idaresini onlar mı ele geçirdi?” Tûr Sûresi, 52:37.
2 : “Yoksa göklere çıkıp da gök ehlinin haberlerini dinlemek için bir merdivenleri mi var? Öyle ise dinleyicileri, işittiklerine dair açık bir delil getirsin.” Tûr Sûresi, 52:38.
3 : “Yoksa kız çocukları Onun, erkek çocuklar da sizin mi?” Tûr Sûresi, 52:39.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
dâllin : hak yoldan sapanlar
enbiya : peygamberler
erbâbü’l-envâ : her türün bir tanrısı olduğunu iddia eden felsefî görüş
felâsife : felsefeciler
fütur : usanç
ihsanât : bağışlar, iyilikler
inâyât : ikramlar, yardımlar
inkâr : kabul etmeme, yok sayma
isnad : dayandırma
ispritizmacı : ruh çağırarak onlarla ilişki kurduğu iddiasında bulunan
itikad etmek : inanmak
kabil-i hitap : muhatap alınabilen
kehanetfuruş : kâhinlik, falcılık yapan
mahlûkat : yaratıklar
melâike : melekler
mes’ul : sorumlu
mu’cizat : mu’cizeler
Mutezile : aklı temel kabul ederek Kur’ân ve sünneti kendi akıllarına uydurmaya çalışan ehl-i sünnet dışı bâtıl bir mezhep
müfettiş : teftiş eden
mülhid : dinsiz, inkârcı
müşrik : Allah’a ortak koşan
müteellim olmak : acı duymak, üzülmek
Sâbiiyyun : yıldızlara tapanlar
samediyet : Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması
semâvat : gökler
semâvî : vahiyle gelmiş olan
şarlatan : yalancı, aldatıcı
şerik : ortak
tahayyül etmek : hayal etmek
tekzip etmek : yalanlamak
ukul-ü aşere : bazı eski felsefecilere göre kâinatı idare eden on akıl; birincisi Allah’ın yarattığı akıl, diğerleri de ondan türemiş akıllar
vücub-u vücud : varlığının zorunlu oluşu
Zât-ı Ehad ve Samed : herşey Kendisine muhtaç olduğu halde O hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Allah
Yükleniyor...