Block title
Block content
Meselâ وَالْجِبَالَ اَوْتاَداً 1 yani “Dağları zemininize kazık ve direk yaptım” bir kelâmdır.

Bir âminin şu kelâmdan hissesi: Zahiren yere çakılmış kazıklar gibi görünen dağları görür, onlardaki menâfiini ve nimetlerini düşünür, Hâlıkına şükreder.

Bir şairin bu kelâmdan hissesi: Zemin, bir taban; ve kubbe-i semâ, üstünde konulmuş yeşil ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir muhteşem çadır; ufkî bir daire suretinde ve semânın etekleri başında görünen dağları, o çadırın kazıkları misalinde tahayyül eder, Sâni-i Zülcelâline hayretkârâne perestiş eder.

Hayme-nîşin bir edibin bu kelâmdan nasibi: Zeminin yüzünü bir çöl ve sahrâ, dağların silsilelerini pek kesretle ve çok muhtelif bedevî çadırları gibi, güya tabaka-i türabiye yüksek direkler üstünde atılmış, o direklerin sivri başları o perde-i türabiyeyi yukarıya kaldırmış, birbirine bakar, pek çok muhtelif mahlûkatın meskeni olarak tasavvur eder. O büyük, azametli mahlûkları böyle yeryüzünde çadırlar misillü kolayca kuran ve koyan Fâtır-ı Zülcelâline karşı secde-i hayret eder.

Coğrafyacı bir edibin o kelâmdan kısmeti: Küre-i zemin, bahr-i muhit-i havaîde veya esirîde yüzen bir sefine; ve dağları, o sefinenin üstünde tesbit ve muvazene için çakılmış kazıklar ve direkler şeklinde tefekkür eder. O koca küre-i zemini muntazam bir gemi gibi yapıp, bizleri içine koyup aktâr-ı âlemde gezdiren Kadîr-i Zülkemâle karşı
سُبْحَانَكَ مَا اَعْظَمَ شَانَكَ 2 der.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Nebe’ Sûresi, 78:7.
2 : Sen her türlü kusur ve noksandan münezzehsin. Ne yücedir Senin şânın!
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aktâr-ı âlem : kâinatın dört bir yanı
âmi : cahil, sıradan kimse
azametli : büyük
bahr-i muhit-i havaî : geniş hava denizi; atmosfer
bedevî : göçebe hayatı yaşayan
edib : edebiyatçı
esir : bütün kâinatı kapladığı farz edilen madde
Fâtır-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet sahibi olan ve herşeyi harika, üstün san’atıyla yaratan Allah
hakîm : hikmet sahibi
Hâlık : herşeyin yaratıcısı Allah
hane : ev
hayat-ı hayvaniye : hayvan hayatı
hayme-nîşin : göçebe, çölde yaşayan
hayretkârane : hayret ederek
heyet-i içtimaiye : sosyal yapı
Kadîr-i Zülkemâl : kudreti herşeyi kuşatan, mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah
kelâm : ifade, söz
kesret : çokluk
kubbe-i semâ : gökkubbe
küre-i zemin : yerküre
mahlûk : yaratık
mahlûkat : yaratıklar
menâfi : menfaatlar, faydalar
mesken : ev, mekân
misillü : gibi
muhtelif : çeşitli, değişik
muntazam : düzenli, tertipli
muvazene : denge
mütehassıs : ihtisas sahibi, uzman
perde-i türabiye : toprak perdesi
perestiş : kulluk, ibadet
sahrâ : çöl, meydan
Sâni-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve her şeyi san’atla yaratan Allah
secde-i hayret : hayret secdesi
sefine : gemi
semâ : gök
silsile : zincir
suret : şekil, biçim
şerâit-i hayat : hayatın şartları, gereklilikleri
şükr : teşekkür, övgü
tabaka-i türabiye : toprak tabakası, katmanı
tahayyül : hayal etme
tasavvur : düşünme, hayal etme
tefekkür etmek : düşünmek
tesbit : sağlam şekilde yerleştirme
ufkî : yatay
zahiren : görünüşte
zemin : yeryüzü
Yükleniyor...