Block title
Block content
Ve muhakkik bir hakîme, o kelime şöyle ifham eder ki: Bidâyet-i hilkatte semâ ve arz şekilsiz birer küme ve menfaatsiz birer yaş hamur, veledsiz, mahlûkatsız, toplu birer madde iken, Fâtır-ı Hakîm onları fetih ve bast edip güzel bir şekil, menfaattar birer suret, ziynetli ve kesretli mahlûkata menşe etmiştir anlar, vüs’at-i hikmetine karşı hayran olur.

Yeni zamanın feylesofuna şu kelime şöyle ifham eder ki: Manzume-i şemsiyeyi teşkil eden küremiz, sair seyyareler, bidâyette güneşle mümteziç olarak, açılmamış bir hamur şeklinde iken, Kadîr-i Kayyûm o hamuru açıp, o seyyareleri birer birer yerlerine yerleştirerek, güneşi orada bırakıp zeminimizi buraya getirerek, zemine toprak sererek, semâ canibinden yağmur yağdırarak, güneşten ziya serptirerek dünyayı şenlendirip bizleri içine koymuştur anlar, başını tabiat bataklığından çıkarır, “Âmentü Billâhi’l-Vâhidi’l-Ehad“ der.

Meselâ, وَالشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا 1 daki lâm, hem kendi mânâsını, hem fî mânâsını, hem ilâ mânâsını ifade eder. İşte, لِمُسْتَقَرٍّ in lâm’ı, avâm o lâm’ı ilâ mânâsında görüp fehmeder ki, size nisbeten ışık verici, ısındırıcı, müteharrik bir lâmba olan güneş, elbette birgün seyri bitecek, mahall-i kararına yetişecek, size faidesi dokunmayacak bir suret alacaktır anlar. O da, Hâlık-ı Zülcelâlin güneşe bağladığı büyük nimetleri düşünerek, “Sübhânallah, Elhamdü lillâh” der.

Ve âlime dahi, o lâm’ı ilâ mânâsında gösterir. Fakat güneşi yalnız bir lâmba değil, belki bahar ve yaz destgâhında dokunan mensucat-ı Rabbâniyenin bir mekiği, gece gündüz sahifelerinde yazılan mektubat-ı Samedâniyenin mürekkebi, nur bir hokkası suretinde tasavvur ederek, güneşin cereyan-ı surîsi, alâmet olduğu ve işaret ettiği intizâmât-ı âlemi düşündürerek Sâni-i Hakîmin san’atına “Mâşaallah” ve hikmetine “Bârekâllah” diyerek secdeye kapanır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Güneş de kendisine tayin edilmiş bir yere doğru akıp gider.” Yâsin Sûresi, 36:38.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâmet : işaret
Âmentü Billâhi’l-Vahidi’l-Ehad : Allah’ın birliğine ve tekliğine iman ettim
avâm : halktan ilmi az olan kimse
Bârekâllah : Allah ne mübarek yaratmış
bast : genişletme
bidâyet : başlangıç
canib : taraf
cereyân-ı surî : görünüşteki akım, dönüş
Elhamdü lillâh : Allah’a hamd olsun
Fâtır-ı Hakîm : her şeyi hikmetle ve harika üstün san’atıyla yaratan Allah
fehmetmek : anlamak
fetih : açma
feylesof : felsefeci
Hâlık-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi yaratan Allah
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hokka : mürekkeb kabı
ifham etmek : anlatmak
intizâmât-ı âlem : alemdeki düzenlilikler
Kadîr-i Kayyûm : sonsuz kudret sahibi olan, herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve dilediği gibi onları idare eden Allah
kesretli : çok sayıda
küre : dünya
Mâaşallah : Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış
mahall-i karar : karar yeri
manzume-i şemsiye : güneş sistemi
mekik : dokuma âleti
mektubat-ı Samedâniye : Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler
menfaattar : faydalı, yararlı
mensucat-ı Rabbâniye : Allah’ın adeta nakış nakış dokuduğu san’at eseri varlıklar
menşe : kaynak, esas
mümteziç : birleşik, karışık
müteharrik : hareketli
nisbeten : bir dereceye kadar
sair : diğer
Sâni-i Hakîm : herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan Allah
Sübhânallah : “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
tasavvur : düşünme, zihinde tasarlama
teşkil etmek : meydana getirmek
vüs’at-i hikmet : hikmet genişliği
Yükleniyor...