Block title
Block content
Ve kozmoğrafyacı bir feylesofa, lâm’ı fî mânâsında şöyle ifham eder ki: Güneş, kendi merkezinde ve mihveri üzerinde zemberekvâri bir cereyanla manzumesini emr-i İlâhî ile tanzim edip tahrik eder. Şöyle bir saat-i kübrâyı halk edip tanzim eden Sâni-i Zülcelâline karşı kemâl-i hayret ve istihsanla “El-azametü lillâh ve’l-kudretü lillâh” der, felsefeyi atar, hikmet-i Kur’âniyeye girer.

Ve dikkatli bir hakîme, şu lâm’ı, hem illet mânâsında, hem zarfiyet mânâsında tutturup şöyle ifham eder ki: Sâni-i Hakîm, işlerine esbab-ı zahiriyeyi perde ettiğinden, cazibe-i umumiye namında bir kanun-u İlâhîsiyle, sapan taşları gibi, seyyareleri güneşle bağlamış; ve o cazibeyle muhtelif, fakat muntazam hareketle o seyyareleri daire-i hikmetinde döndürüyor; ve o cazibeyi tevlit için, güneşin kendi merkezinde hareketini zahirî bir sebep etmiş. Demek, لِمُسْتَقَرٍّ mânâsı, فِى مُسْتَقَرٍّ لَهَا ِلاِسْتِقْرَارِ مَنْظُومَتِهَا yani, kendi müstekarrı içinde manzumesinin istikrarı ve nizamı için hareket ediyor. Çünkü, hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet cazibeyi zahiren tevlit eder gibi bir âdet-i İlâhiye, bir kanun-u Rabbânîdir. İşte, şu hakîm, böyle bir hikmeti Kur’ân’ın bir harfinden fehmettiği zaman, “Elhamdü lillâh, Kur’ân’dadır hak, hikmet; felsefeyi beş paraya saymam” der.

Ve şairâne bir fikir ve kalb sahibine, şu lâm’dan ve istikrar’dan şöyle bir mânâ fehmine gelir ki: Güneş nuranî bir ağaçtır, seyyareler onun müteharrik meyveleri. Ağaçların hilâfına olarak, güneş silkinir, tâ o meyveler düşmesin. Eğer silkinmezse düşüp dağılacaklar. Hem tahayyül edebilir ki, şems meczup bir serzâkirdir. Halka-i zikrin merkezinde cezbeli bir zikreder ve ettirir. Bir risalede şu mânâya dair şöyle demiştim:

Evet, güneş bir meyvedardır; silkinir, tâ düşmesin seyyar olan yemişleri.

Eğer sükûtuyla sükûnet eylese cezbe, kaçar, ağlar fezada muntazam meczupları.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdet-i İlâhiye : İlâhî kanun
cazibe : çekim
cazibe-i umumiye : genel çekim
cereyan : hareket, akım
emr-i İlâhi : Allah’ın emri
esbab-ı zahiriye : görünürdeki sebepler
fehm : anlayış
feylesof : felsefeci
hakîm : hikmet sahibi, âlim
halk etmek : yaratmak
halka-i zikr : zikir halkası
hararet : sıcaklık
hikmet : ilim, yüksek bilgi, fen bilgisi
hikmet-i Kur’âniye : Kur’ân’ın yüksek bilgisi
hilâf : ters, zıt
ifham etmek : anlatmak
illet : esas sebep, maksat
istikrar : yerleşme, karar kılma
kanun-u İlâhî : İlâhî kanun
kanun-u Rabbânî : Allah’ın koyduğu kanun
kemâl-i hayret ve istihsan : tam bir hayret ve beğenme
kozmoğrafya : astronomi, gök bilimi
manzume : sistem
meczup : kendinden geçmiş
meyvedar : meyveli
mihver : eksen
muhtelif : çeşitli
muntazam : düzenli, tertipli
müstekar : karar kılınan yer
müteharrik : hareketli
nam : ad
nizam : düzen
nuranî : nurlu, aydınlık, parlak
saat-i kübrâ : çok büyük saat
Sâni-i Hakîm : herşeyi san’at ve hikmetle yaratan Allah
Sâni-i Zülcelâl : herşeyi san’atla yapan haşmet ve yücelik sahibi Allah
serzâkir : zikredenlerin başı
seyyar : gezen, dolaşan
seyyare : gezegen
şairâne : şair gibi
şems : güneş
tahayyül : hayal etme
tahrik etmek : harekete geçirmek
tanzim etmek : düzenlemek
tevlit : doğurma
zahiren : görünürde
zahirî : görünürde
zarfiyet : kelimenin zarf olması, mekan ve zaman bildirmesi hâli
zemberekvâri : bir mekanizmanın güç merkezi gibi
Yükleniyor...