Block title
Block content
İşte, 1 اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ şu kelâm, tekvir lâfzıyla, yani “sarmak ve toplamak” mânâsıyla parlak bir temsile işaret ettiği gibi, nazirini dahi ima eder.

Birinci: Evet, Cenâb-ı Hak tarafından adem ve esir ve semâ perdelerini açıp, güneş gibi dünyayı ışıklandıran pırlanta-misal bir lâmbayı, hazine-i rahmetinden çıkarıp dünyaya gösterdi. Dünya kapandıktan sonra, o pırlantayı perdelerine sarıp kaldıracak.

İkinci: Veya, ziya metâını neşretmek ve zeminin kafasına ziyazulmetle münavebeten sarmakla muvazzaf bir memur olduğunu ve her akşam o memura metâını toplattırıp gizlettiği gibi, kâh olur bir bulut perdesiyle alışverişini az yapar, kâh olur ay onun yüzüne karşı perde olur, muamelesini bir derece çeker; metâını ve muamelât defterlerini topladığı gibi, elbette o memur bir vakit o memuriyetten infisal edecektir. Hattâ hiçbir sebeb-i azil bulunmazsa, şimdilik küçük, fakat büyümeye yüz tutmuş yüzündeki iki leke büyümekle, güneş, yerin başına izn-i İlâhî ile sardığı ziyaemr-i Rabbânî ile geriye alıp, güneşin başına sarıp, “Haydi, yerde işin kalmadı,” der. “Cehenneme git, sana ibadet edip senin gibi bir memur-u musahharı sadakatsizlikle tahkir edenleri yak” der, اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ fermanını lekeli siyah yüzüyle yüzünde okur.

DOKUZUNCU NÜKTE-İ BELÂĞAT: Kur’ân-ı Hakîm, kâh olur, cüz’î bazı maksatları zikreder; sonra, o cüz’iyat vasıtasıyla küllî makàsıda zihinleri sevk etmek için, o cüz’î maksadı bir kaide-i külliye hükmünde olan Esmâ-i Hüsnâ ile takrir ederek tesbit eder, tahkik edip ispat eder. Meselâ,

قَدْ سَمِعَ اللهُ قَوْلَ الَّتِى تُجَادِلُكَ فِى زَوْجِهَا وَتَشْتَكِىۤ اِلَى اللهِ وَاللهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَاۤ اِنَّ اللهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ 2

İşte, Kur’ân der: Cenâb-ı Hak Semî-i Mutlaktır; herşeyi işitir. Hattâ, en cüz’î bir macera olan ve zevcinden teşekkî eden bir zevcenin sana karşı mücadelesini Hak ismiyle işitir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Güneş dürülüp toplandığında.” Tekvir Sûresi, 81:1.
2 : “Kocası hakkında sana müracaat eden ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitti. Zaten Allah sizin konuşmalarınızı işitiyordu. Muhakkak ki Allah herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür.” Mücâdele Sûresi, 58:1.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Dördüncü Söz / Sonraki Risale: Yirmi Altıncı Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : yokluk, hiçlik
cüz’î : küçük, ferdî
cüz’iyat : küçük ve ferdî şeyler
emr-i Rabbânî : herşeyin Rabbi olan Allah’ın emri
esir : kâinatı kapladığına inanılan madde
Esmâ-i Hüsnâ : Allah’ın en güzel isimleri
ferman : buyruk
hazine-i rahmet : rahmet hazinesi
ima : işaret
infisal : azledilme, memurluktan çıkarılma
istinbat : bir söz veya bir işten gizli bir mana ve hüküm çıkarma
izn-i İlâhî : Allah’ın izni
kâh : bazen
kaide-i külliye : genel kural
kelâm : söz
kıyas : karşılaştırma
Kur’ân-ı Hakîm : içinde sayısız hikmetler bulunan Kur’ân
küllî : büyük ve kapsamlı
lâfız : söz, kelime
makàsıd : maksatlar
maksat : kastedilen şey
memur-u musahhar : emre itaat eden memur
metâ : kıymetli şey
muamelât : işler
muamele : davranış, iş
muvazzaf : görevli
münavebeten : nöbetleşerek
nazir : benzer
neşretmek : yaymak
nükte-i belâğat : belâğat inceliği
pırlanta-misal : pırlanta gibi
sebeb-i azil : memurluktan çıkarılma sebebi
semâ : gök
tahkik : doğruluğunu araştırma
tahkir : hakaret, aşağılama
takrir etmek : bildirmek
tekvir : sarmak, toplamak
temsil : kıyaslama tarzında benzetme, analoji
zemin : yeryüzü
ziya : ışık
zulmet : karanlık
Yükleniyor...