Block title
Block content
Madem âlem-i bekà, şu âlem-i fenâdan yapılacaktır. Elbette, anâsır-ı esasiyesi bekàya ve ebede gidecektir. Evet, Cennet-Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden dalının iki meyvesidir ve şu silsile-i kâinatın iki neticesidir ve şu seyl-i şuûnâtın iki mahzenidir ve ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudatın iki havuzudur ve lütuf ve kahrın iki tecellîgâhıdır ki, dest-i kudret bir hareket-i şedîde ile kâinatı çalkaladığı vakit, o iki havuz münasip maddelerle dolacaktır.

Şu remizli nüktenin sırrı şudur ki: Hakîm-i Ezelî, inâyet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizasıyla, şu dünyayı, tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve Esmâ-i Hüsnâsına âyine ve kalem-i kader ve kudretine sahife olmak için yaratmış.

Ve tecrübe ve imtihan ise, neşvünemâya sebeptir. O neşvünemâ ise, istidatların inkişafına sebeptir. O inkişaf ise, kabiliyetlerin tezahürüne sebeptir. O kabiliyetlerin tezahürü ise, hakaik-i nisbiyenin zuhuruna sebeptir.

Hakaik-i nisbiyenin zuhuru ise, Sâni-i Zülcelâlin Esmâ-i Hüsnâsının nukuş-u tecelliyâtını göstermesine ve kâinatı mektubât-ı Samedâniye suretine çevirmesine sebeptir.

İşte, şu sırr-ı imtihan ve sırr-ı teklif iledir ki, ervâh-ı âliyenin elmas gibi cevherleri, ervâh-ı sâfilenin kömür gibi maddelerinden tasaffi eder, ayrılır.

İşte, bu mezkûr sırlar gibi daha bilmediğimiz çok ince, âli hikmetler için, âlemi bu surette irade ettiğinden, şu âlemin tagayyür ve tahavvülünü dahi o hikmetler için irade etti.

Tahavvül ve tagayyür için zıtları birbirine hikmetle karıştırdı ve karşı karşıya getirdi. Zararları menfaatlere mezc ederek, şerleri hayırlara idhal ederek, çirkinlikleri güzelliklerle cem ederek, hamur gibi yoğurarak, şu kâinatı tebeddül ve tagayyür kanununa ve tahavvül ve tekâmül düsturuna tâbi kıldı.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Yirmi Sekizinci Söz / Sonraki Risale: Otuzuncu Söz
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlem : dünya
âlem-i bekà : devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi
âlem-i fenâ : gelip geçici olan dünya âlemi
âli : yüce
anâsır-ı esasiye : esas unsurlar
destgâh : tezgâh, işyeri
dest-i kudret : Allah’ın kudret eli
ebed : sonu olmayan, sonsuz
ervâh-ı âliye : yüce ve temiz ruhlar
ervâh-ı sâfile : kötü ve alçak ruhlar
Esmâ-i Hüsnâ : Allah’ın güzel isimleri
ezdad : zıtlar
hakaik-i nisbiye : kendi başlarına değil de, başkalarına nisbet olunan hakikatler, gerçekler
Hakîm-i Ezelî : varlığının başlangıcı olmayan ve her şeyi hikmetle yapan Allah
hareket-i şedîde : şiddetli hareket
hikmet : herşeyin bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerinde olması
hikmet-i ezeliye : Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması
iktiza : gerektirme
inâyet-i sermediye : Allah’ın sürekli olan nizamı, devamlı olan düzeni
inkişaf : açılma, gelişme
istidat : kabiliyet, yetenek
kahr : zorlama, mahvetme
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kalem-i kader ve kudret : Allah’ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip takdir etmesi ve güç ve kudretiyle yaratması
lütuf : iyilik, ihsan, bağış
mahal : yer, mekân
mektubat-ı Samedâniye : Allah’ın birer mektup gibi yazdığı ve san’atla yarattığı varlıklar
mevcudat : varlıklar
mezkûr : sözü geçen
münasip : uygun
neşvünemâ : büyüme, gelişme
nukuş-u tecelliyât : ilâhî yansımaların ve görünmenin nakışları
nükte : ince ve anlamlı söz
remiz : işaret
Sâni-i Zülcelâl : herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan, sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah
seyl-i şuûnât : olayların, oluşumların akışı, seli
sırr-ı imtihan : imtihan sırrı, esprisi
sırr-ı teklif : kulluk ve görevlendirilme sırrı
silsile-i kâinat : kâinattaki varlıklar zinciri
suret : şekil, biçim
şecere-i hilkat : yaratılış ağacı
tagayyür : başkalaşma
tasaffi : saflaşma, temizlenme
tebeddülât : değişimler
tecellîgâh : yansıma yeri
temerküz : birikme, toplanma
tezahür : ortaya çıkma, görünme
zuhur : görünme, ortaya çıkma
Yükleniyor...