Block title
Block content
ALTINCI LEM’A

Hâlık-ı Zülcelâlin nasıl ki mahlûkatının herbir ferdinin başında ve masnuâtının herbir cüz’ünün cephesinde ehadiyetinin sikkesini koymuştur. (Nasıl ki, geçmiş Lem’alarda bir kısmını gördün.) Öyle de, herbir nev’in üstünde çok sikke-i ehadiyet, herbir küll üstünde müteaddit hâtem-i vâhidiyet, tâ mecmu-u âlem üstünde mütenevvi turra-i vahdet, gayet parlak bir surette koymuştur. İşte, pek çok sikkelerden ve hâtemlerden ve turralardan, sath-ı arz sahifesinde, bahar mevsiminde vaz edilen bir sikke, bir hâtemi göstereceğiz. Şöyle ki:

Nakkâş-ı Ezelî, zeminin yüzünde, yaz, bahar zamanında en az üç yüz bin nebatat ve hayvânâtın envâını, nihayetsiz ihtilât, karışıklık içinde nihayet derecede imtiyaz ve teşhis ile ve gayet derecede intizam ve tefrik ile haşir ve neşretmesi, bahar gibi zahir ve bahir, parlak bir sikke-i tevhiddir.

Evet, bahar mevsiminde, ölmüş arzın ihyâsı içinde üç yüz bin haşrin nümunelerini kemâl-i intizamla icad etmek ve arzın sahifesinde, birbiri içinde, üç yüz bin muhtelif envâın efradını hatasız ve sehivsiz, galatsız, noksansız, gayet mevzun, manzum, gayet muntazam ve mükemmel bir surette yazmak, elbette, nihayetsiz bir kudrete ve muhit bir ilme ve kâinatı idare edecek bir iradeye mâlik bir Zât-ı Zülcelâlin, bir Kadîr-i Zülkemâlin ve bir Hakîm-i Zülcemâlin sikke-i mahsusası olduğunu, zerre miktar şuuru bulunanın derk etmesi lâzım gelir. Kur’ân-ı Hakîm ferman ediyor ki:

فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثاَرِ رَحْمَةِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى اْلمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ 1

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kadirdir.” Rum Sûresi, 30:50.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

arz : yeryüzü, dünya
bahir : açık, berrak
cüz : kısım, parça
derk etmek : anlamak
efrad : fertler, bireyler
ferman : buyruk
galatsız : yanlışsız, hatasız
haşr : yeniden diriliş
hatem : mühür, damga
hâtem-i vahidiyet : Allah’ın birlik mührü
hayvânât : hayvanlar
icad : yaratma, var etme
ihtilât : karışıklık
ihyâ : diriltme, hayat verme
imtiyaz : farklılık, ayrıcalık
intizam : düzenlilik
irade : istek, tercih, dileme
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kemâl-i intizam : tam ve mükemmel bir düzenlilik
kudret : güç, kuvvet, iktidar
mâlik : sahip
manzum : düzenli
mecmu-u âlem : âlemin bütünü
mevzun : ölçülü
muhit : kuşatıcı, kapsamlı
muhtelif : çeşitli
muntazam : düzenli, tertipli
müteaddit : çeşitli, birçok
nebatat : bitkiler
nev : tür
nihayet : son
nihayetsiz : sonsuz
nümune : örnek, misal
sath-ı arz : yeryüzü
sehivsiz : yanılmadan, şaşırmadan
sikke : madenî para gibi şeyler üzerine vurulan damga, mühür
sikke-i ehadiyet : Allah’ın herbir varlıkta görülen birlik işareti
sikke-i mahsusa : özel mühür
sikke-i tevhid : Allah’ın birlik mührü
suret : şekil, biçim
şuur : bilinç, idrak
tefrik : ayırma
teşhis : ayırma
turra : padişahın mührü ve imzası
turra-i vahdet : birlik mührü
vaz edilmek : konulmak
zahir : görünen, açık
Zât-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah
Yükleniyor...