Block title
Block content
Evet, güneş ve aydan, gece ve gündüzden, kış ve yazdan tut, tâ nebâtâtın muhtaç ve aç hayvanların imdadına gelmelerinde; ve hayvanların zayıf, şerif insanların imdadına koşmalarında; hattâ mevadd-ı gıdâiyenin lâtif, nahif yavruların ve meyvelerin imdadına uçmalarında; tâ zerrât-ı taamiyenin hüceyrât-ı beden imdadına geçmelerinde câri olan bir düstur-u teâvünle hareketleri, bütün bütün kör olmayana gösteriyorlar ki, gayet kerîm birtek Mürebbînin kuvvetiyle, gayet hakîm birtek Müdebbirin emriyle hareket ediyorlar.

İşte, şu kâinat içinde câri olan bu tesânüd, bu teâvün, bu tecâvüb, bu teanuk, bu musahhariyet, bu intizam, birtek Müdebbirin tertibiyle idare edildiklerine ve birtek Mürebbînin tedbiriyle sevk edildiklerine kat’iyen şehadet etmekle beraber; şu bilbedâhe san’at-ı eşyada görünen hikmet-i âmme içindeki inâyet-i tamme ve o inâyet içinde parlayan rahmet-i vâsia ve o rahmet üstünde serilen ve rızka muhtaç herbir zîhayatı onun hâcetine lâyık bir tarzda iâşe etmek için serpilen erzak ve iâşe-i umumî, öyle parlak bir hâtem-i tevhiddir ki, bütün bütün aklı sönmeyen anlar ve bütün bütün kör olmayan görür.

Evet,

•kast ve şuur ve iradeyi gösteren bir perde-i hikmet, umum kâinatı kaplamış,

•ve o perde-i hikmet üstünde, lütuf ve tezyin ve tahsin ve ihsanı gösteren bir perde-i inâyet serilmiştir,

•ve o müzeyyen perde-i inâyet üstünde, kendini sevdirmek ve tanıttırmak ve in’âm ve ikram etmek lem’alarını gösteren bir hulle-i rahmet, kâinatı içine almıştır,

•ve o münevver perde-i rahmet-i âmme üstüne serilen ve terahhumu ve ihsan ve ikramı ve kemâl-i şefkat ve hüsn-ü terbiyeyi ve lütf-u Rububiyeti gösteren bir sofra-i erzak-ı umumiye dizilmiştir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bilbedâhe : ap açık bir şekilde
câri : geçerli, yürürlükte
düstur-u teâvün : yardımlaşma prensibi
erzak : rızıklar, yiyecek ve içecekler
hakîm : hikmetle iş yapan
hâtem-i tevhid : Allah’ın birlik mührü
hikmet-i âmme : herşeyi kuşatan hikmet
hulle-i rahmet : rahmet elbisesi
hüceyrât-ı beden : beden hücreleri
hüsn-ü terbiye : güzel terbiye
iâşe etmek : beslemek
iâşe-i umumî : herkesi besleyip geçimini sağlama
ihsan : bağış, iyilik
in’am : nimetlendirme
intizam : düzenlilik
irade : istek, tercih, dileme
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kast : bilerek ve isteyerek yapma
kat’iyen : kesin olarak
kemâl-i şefkat : tam ve mükemmel şefkat
kerîm : ikram sahibi, cömert
lâtif : güzel, hoş
lem’a : parıltı
lütuf : iyilik, ihsan
mevadd-ı gıdâiye : gıda maddeleri
musahhariyet : boyun eğmişlik
Müdebbir : ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah
münevver : nurlu, aydınlık
Mürebbî : herşeyi terbiye eden, eğiten, yetiştiren Allah
nahif : zayıf
perde-i hikmet : hikmet perdesi
perde-i inâyet : inayet perdesi
perde-i rahmet-i âmme : herşeyi kaplayan rahmet perdesi
rahmet : şefkat, merhamet, ihsan
rahmet-i vâsia : geniş rahmet
san’at-ı eşya : varlıkların san’atlı oluşu
sofra-i erzak-ı umumiye : herkesin yararlandığı rızık sofrası
şuur : bilinç, idrak, anlayış
tahsin : güzelleştirme
teanuk : birbirine sarılma
teâvün : yardımlaşma
tecâvüb : birbirinin ihtiyacına cevap verme
tedbir : idare etme, çekip çevirme
terahhum : merhamet etme
tertib : düzenleme
tesânüd : dayanışma
tezyin : süsleme
umum : bütün
zerrât-ı taamiye : yiyecek zerreleri
Yükleniyor...