Block title
Block content
Cenâb-ı Hak, mânen şu âyetin lisan-ı remziyle der ki: “Ey insan! Bana itaat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerirlerini itaat ettiriyorum. Sen de Benim emrime musahhar olsan, çok mevcudat, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.”

İşte, beşerin, san’at ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve mânevî fevkalâde hassasiyetinden tezahür eden ispritizma gibi celb-i ervah ve cinlerle muhabereyi, şu âyet en nihayet hududunu çiziyor ve en faideli suretlerini tayin ediyor ve ona yolu dahi açıyor.

Fakat şimdiki gibi, bazan kendine emvat namını veren cinlere ve şeytanlara ve ervâh-ı habiseye musahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil, belki tılsımât-ı Kur’âniye ile onları teshir etmektir, şerlerinden kurtulmaktır. Hem temessül-ü ervâha işaret eden, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâmın ifritleri celp ve teshirine dair âyetler, hem فَاَرْسَلْنَاۤ اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِيّاً 1 misillü bazı âyetler, ruhanîlerin temessülüne işaret etmekle beraber, celb-i ervâha dahi işaret ediyorlar. Fakat işaret olunan celb-i ervâh-ı tayyibe ise, medenîlerin yaptığı gibi hezeliyat suretinde bazı oyuncaklara o pek ciddî ve ciddî bir âlemde olan ruhlara hürmetsizlik edip, kendi yerine ve oyuncaklara celb etmek değil, belki ciddî olarak ve ciddî bir maksat için, Muhyiddin-i Arabî gibi zatlar ki, istediği vakit ervah ile görüşen bir kısım ehl-i velâyet misillü onlara müncelip olup münasebet peyda etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece takarrüb etmekle ruhaniyetlerinden mânevî istifade etmektir ki, âyetler ona işaret eder ve işaret içinde bir teşviki ihsas ediyorlar ve bu nevi san’at ve fünun-u hafiyenin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel suretini gösteriyorlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Meryem’e Cebrâil’i gönderdik; o da aynen bir beşer suretinde ona görünüverdi.” Meryem Sûresi, 19:17.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

abd : kul
Aleyhisselâm : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
beşer : insan
celb : çekme
celb-i ervah : ruhları çağırma
celb-i ervâh-ı tayyibe : iyi ruhları çağırma
ehl-i velâyet : veliler, Allah dostları
emvat : ölüler
ervah : ruhlar
ervâh-ı habise : kötü ruhlar
evâmir : emirler
fen : ilim
fevkalâde : olağanüstü
hezeliyat : ciddi olmayan sözler, saçmalamalar
hizmetkâr : hizmetçi
ifrit : korkunç ve zararlı cin
ilh. : (ilâ âhir) sonuna kadar
imtizac : bileşim, karışım
ispritizma : ölülerin ruhlarıyla bazı şartlar altında haberleşmenin mümkün olduğuna inanan görüş ve bu maksatla yapılan deneyler
lisan-ı remz : işaret dili
mânen : mânevî olarak
maskara : gülünç
mevcudat : varlıklar
misillü : gibi
muhabere : haberleşme
musahhar : boyun eğen
münasebet peyda etmek : ilgi kurmak
müncelip olmak : celb edilmek, çekilmek
nihayet : son
ruhanî : maddî yapısı olmayan manevî varlık
sekene : sâkinler
şer : kötülük
şerir : şerliler, kötüler
temessül : suret olarak görünme
temessül-ü ervâh : ruhların görünmesi
teshir : boyun eğdirme
tezahür : ortaya çıkma
tılsımât-ı Kur’âniye : Kur’ân’da bulunan sırlar, gizli gerçekler
zîşuur : şuurlu, bilinçli
Yükleniyor...