Block title
Block content
Hem meselâ, Hazret-i Dâvud Aleyhisselâmın mu’cizelerine dair

اِنَّا سَخَّرْناَ الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِىِّ وَاْلاِشْراَقِ - يَا جِبَالُ اَوِّبِى مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ - عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ 1

âyetler delâlet ediyor ki, Cenâb-ı Hak, Hazret-i Dâvud Aleyhisselâmın tesbihatına öyle bir kuvvet ve yüksek bir ses ve hoş bir eda vermiştir ki, dağları vecde getirip, birer muazzam fonoğraf misillü ve birer insan gibi, bir serzâkirin ertafında ufkî halka tutup bir daire olarak tesbihat ediyorlardı. Acaba bu mümkün müdür, hakikat midir?

Evet, hakikattir. Mağaralı her dağ, her insanla ve insanın diliyle, papağan gibi konuşabilir. Çünkü, aksisada vasıtasıyla, dağın önünde sen “Elhamdülillâh” de; dağ da aynen senin gibi “Elhamdülillâh” diyecek. Madem bu kabiliyeti Cenâb-ı Hak dağlara ihsan etmiştir. Elbette, o kabiliyet inkişaf ettirilebilir ve o çekirdek sünbüllenir.

İşte, Hazret-i Dâvud Aleyhisselâma, risaletiyle beraber hilâfet-i rû-yi zemini müstesna bir surette ona verdiğinden, o geniş risalet ve muazzam saltanata lâyık bir mu’cize olarak o kabiliyet çekirdeğini öyle inkişaf ettirmiş ki, çok büyük dağlar birer nefer, birer şakirt, birer mürid gibi Hazret-i Dâvud’a iktida edip onun lisanıyla, onun emriyle Hâlık-ı Zülcelâle tesbihat ediyorlardı. Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm ne söylese onlar da tekrar ediyorlardı. Nasıl ki, şimdi vesâit-i muhabere ve vesâil-i irtibatın kesret ve tekemmülü sebebiyle, haşmetli bir kumandan, dağlara dağılan azîm ordusuna bir anda “Allahu ekber” dedirir ve o koca dağları konuşturur, velveleye getirir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Biz dağları onun emrine verdik ki, akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi.” Sâd Sûresi, 38:18. “Ey dağlar ve kuşlar, Dâvud’la beraber tesbih edin’ dedik. Demiri de onun için yumuşattık.” Sebe’ Sûresi, 34:10. “Bize kuşların dili öğretildi.” Neml Sûresi, 27:16.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aksisada : yankı
Aleyhisselâm : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan yüce Allah
delâlet : işaret etme, delil olma
eda : üslup, ifade
Elhamdülillah : hamd ve şükür yalnızca Allah’a mahsustur
fonoğraf : Gramofonun ilk şekli, ses cihazı
fünun-u hafiye : gizli ilimler
hakikat : gerçek, doğru
Hâlık-ı Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi ve herşeyi yaratan Allah
haşmet : heybet, görkem
Hazret-i Dâvud : (bk. bilgiler)
hilâfet-i rû-yi zemin : yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde insana verilen görev
ihsan etmek : bağışlamak
ihsas etmek : hissettirmek
iktida : uyma
inkişaf ettirmek : geliştirmek
kesret : çokluk
misillü : gibi
mu’cize : bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey
muazzam : büyük
mürid : bir mürşidin talebesi
müstesna : seçkin
nefer : asker
nevi : çeşit, tür
risalet : peygamberlik
ruhaniyet : ruh özelliği
saltanat : egemenlik
serzâkir : zikredenlerin başı
suret : şekil, biçim
şakirt : talebe
takarrüp etmek : yaklaşmak
tekemmül : mükemmelleşme
tesbihat : Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler
ufkî : daire şeklinde
vecd : coşku
vesâil-i irtibat : iletişim araçları
vesâit-i muhabere : haberleşme araçları
Yükleniyor...