Block title
Block content
Hem meselâ, meşhur olmuş ki, İslâm Deccalı öldüğü vakit ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikilitaş’ta bütün dünyaya bağıracak 1 ve herkes o sesi işitecek ki, “O öldü.” Yani pek acip ve şeytanları dahi hayrette bırakan radyoyla bağırılacak, haber verilecek.

Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükûmetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı, onun şahsıyla münasebettar rivayet edilmesi cihetiyle mânâsı gizlenmiş. Meselâ, “O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnız Hazret-i İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz” 2 rivayet edilmiş. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek, ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-i Kur’âniyeye iktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın nüzulüyle o dinsiz meslek mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.

Hem bir kısım râvîlerin kàbil-i hatâ içtihadlarıyla olan tefsirleri ve hükümleri, hadîs kelimelerine karışıp hadîs zannedilir, mânâ gizlenir. Vâkıa mutabakatı görünmez, müteşabih hükmüne geçer.

Hem eski zamanda, bu zaman gibi cemaatin ve cemiyetin şahs-ı mânevîsi inkişaf etmediğinden ve fikr-i infirâdî galip olduğundan, cemaatin sıfat-ı azîmesi ve büyük harekâtı o cemaatin başında bulunan şahıslara verildiği cihetiyle, o şahıslar, harika ve küllî sıfatlara lâyık ve muvafık olmak için yüz derece cisminden ve kuvvetinden büyük bir acûbe cisim ve müthiş bir heykel ve çok harika bir kuvvet ve iktidar bulunmak lâzım geldiğinden öyle tasvir edilmiş. Vâkıa mutabakatı görünmüyor ve o rivayet müteşabih olur.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Müslim, Fiten: 34.
2 : Tirmizi, Fiten: 62; Ebû Dâvud, Melâhim: 14; Müsned, 3:420, 4:226; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:529-530.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Dördüncü Şuâ / Sonraki Risale: On Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acûbe : alışılmışın dışında, çok garip
Aleyhisselâm : Allah’ın selâmı onun üzerine olsun
cemaat : topluluk
cemiyet : dernek
cihet : yön, taraf
fikr-i infirâd : bir çok özelliği tek bir kişi üzerine yükleme düşüncesi
hadîs : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hakikat-i Kur’âniye : Kur’ân hakikati
hâlis : samimi, saf, temiz
harekât : hareketler
hüküm : yargı, karar
icraat : faaliyet
içtihad : dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur’ân ve sünnetten hareketle hüküm çıkarma
iktida etme : uyma
iltibas olma : karıştırılma
inkişaf : açığa çıkma, görünme
İsevî : Hıristiyanlık, Hıristiyanlığa ait
ittihad etme : birleşme
kabil-i hatâ : hatalı olması mümkün olan
komite : bir maksat için kurulan gizli cemiyet
küllî : geniş, kapsamlı
mahvolmak : yok olmak
mutabakat : uygunluk
mutlak : herhangi bir sınırlama olmayan
muvafık : lâyık, uygun
münasebettar : bağlantılı, ilgili
müteşâbih : mânâsı açık olmayan, yorumlanmaya ihtiyacı olan âyet ve hadîsler
nüzûl : yukarıdan aşağıya inme
râvi : rivâyet eden, nakleden
rejim : bir yönetim şekli
rivâyet : Hz. Peygambere ait bir sözün nakledilmesi
sâbık : önceki, geçmiş
semâvî : Allah tarafından gönderilen
sıfat-ı azîme : büyük sıfat
şahs-ı mânevî : belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik
tasvir : tasarlama, bir şeyi sözle veya yazıyla anlatma, göz önünde canlandırma
tefsir : Kur’ân-ı Kerim âyetlerini çeşitli açılardan yorumlama
teşkil etme : oluşturma, meydana getirme
ulvî : yüce, yüksek
vâkıa mutabakat : gerçekleşen olaylarla uygunluk
vâkıa : olay
zuhur : görünme, ortaya çıkma
Yükleniyor...