Block title
Block content
Meselâ, imanın güzelliği ve hakikatın güzelliği ve nurun hüsnü ve çiçeğin hüsnü ve ruhun cemâli ve suretin cemâli ve şefkatin güzelliği ve adaletin güzelliği ve merhametin hüsnü ve hikmetin hüsnü ayrı ayrı oldukları gibi; Cemîl-i Zülcelâlin nihayet derecede güzel olan Esmâ-i Hüsnâsının güzellikleri dahi ayrı ayrı olduğundan, mevcudatta bulunan hüsünler ayrı ayrı düşmüş.

Eğer Cemîl-i Zülcelâlin esmâsındaki hüsünlerin mevcudat âyinelerinde bir cilvesini müşahede etmek istersen, zeminin yüzünü bir küçük bahçe gibi temâşa edecek bir geniş, hayalî gözle bak. Ve hem bil ki, rahmâniyet, rahîmiyet, hakîmiyet, âdiliyet gibi tâbirler, Cenâb-ı Hakkın hem isim, hem fiil, hem sıfat, hem şe’nlerine işaret ederler.

İşte, başta insan olarak bütün hayvanatın muntazaman bir perde-i gaybdan gelen erzaklarına bak, Rahmâniyet-i İlâhiyenin cemâlini gör.

Hem bütün yavruların mu’cizâne iaşelerine ve başları üstünde ve annelerinin sinelerinde asılmış tatlı, sâfi, âb-ı kevser gibi iki tulumbacık süte temâşâ eyle, rahîmiyet-i Rabbâniyenin câzibedar cemâlini gör.

Hem bütün kâinatı envâıyla beraber bir kitab-ı kebîr-i hikmet ve öyle bir kitap ki, her harfi yüz kelime, her kelimesi yüzer satır, her satırı bin bab, her babı binler küçük kitap hükmüne getiren hakîmiyet-i İlâhiyenin cemâl-i bîmisâline bak, gör.

Hem kâinatı bütün mevcudatıyla mizanı altına alan ve bütün ecram-ı ulviye ve süfliyenin muvazenelerini idame ettiren ve güzelliğin en mühim bir esası olan tenasübü veren ve herşeye en güzel vaziyeti verdiren ve her zîhayata hakk-ı hayatı verip ihkak-ı hak eden ve mütecavizleri durduran ve cezalandıran bir âdiliyetin haşmetli güzelliğine bak, gör.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Altıncı Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı kevser : Cennetteki Kevser havuzunun suyu
âdiliyet : Allah’ın haklıyı haksızı ayırması, her hakkı yerine getirmesi, sonsuz adalet sahibi olması
bab : bir kitabın bölümlerinden her biri
câzibedar : çekici
cemâl : güzellik
cemâl-i bîmisâl : benzersiz güzellik
Cemîl-i Zülcelâl : sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, güzelliği sınırsız olan Allah
Cenâb-ı Hak : Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cilve : görüntü, yansıma
ecrâm-ı ulviye ve süfliye : yerdeki ve gökteki büyük cisimler
envâ : çeşitler, türler
erzak : rızıklar
esmâ : isimler
Esmâ-i Hüsnâ : Allah’ın en güzel isimleri
hakikat : doğru, gerçek
hakîmiyet : Allah’ın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak anlamlı ve yerli yerinde yaratması
hakîmiyet-i İlâhiye : Allah’ın her şeyi belli bir amaç ve fayda doğrultusunda yerli yerinde yaratması
hakk-ı hayat : yaşama hakkı
haşmetli : görkemli, heybetli
hayvanat : hayvanlar
hikmet : bir gaye ve faydaya yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olma
hüsün : güzellik
iaşe : besleme, yedirip içirme
idame etmek : devam ettirmek
ihkak-ı hak : hak sahibine hakkını verme
kâinat : evren
kitab-ı kebîr-i kâinat : büyük bir kitap olan kâinat, evren
merhamet : acıma, şefkat
mevcudat : varlıklar
mizan : ölçü, denge
mu’cizane : mu’cizeli bir şekilde
muntazaman : düzenli olarak
muvazene : denge
müşahede etmek : görmek, gözlemlemek
mütecaviz : saldırgan, haddi aşan
nihayet derecede : sonsuz seviyede
perde-i gayb : görünmeyen âlemleri gözümüzden gizleyen perde
rahîmiyet : Allah’ın herbir varlık üzerinde yansıyan şefkat ve merhamet ediciliği
rahîmiyet-i Rabbâniye : bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın herbir varlığa şefkat ve merhameti
rahmâniyet : Allah’ın bütün varlıkları kaplayan merhamet ediciliği
Rahmâniyet-i İlâhiye : Allah’ın merhamet ve şefkat edicilik vasfı
sâfî : duru, katıksız, temiz
sine : göğüs, kalb
suret : biçim, şekil
şe’n : Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler
temâşâ etmek : bakmak, seyretmek
tenasüb : uygunluk
zemin : yer, dünya
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...