Block title
Block content
Hem insanın geçmiş tarihçe-i hayatını buğday tanesi küçüklüğündeki kuvve-i hafızasında ve her nebat ve ağacın gelecek tarihçe-i hayat-ı saniyesini çekirdeğinde yazmasına ve her zîhayatın muhafazasına lüzumu bulunan âlât ve cihazata, meselâ arının kanatçıklarına ve zehirli iğnesine ve dikenli çiçeklerin süngücüklerine ve çekirdeklerin sert kabuklarına bak ve hafîziyet ve hâfiziyet-i Rabbâniyenin letafetli cemâlini gör.

Hem zemin sofrasında Kerîm-i Mutlak olan Rahmân-ı Rahîmin misafirlerine rahmet tarafından ihzar edilen hadsiz taamların ayrı ayrı ve güzel kokularına ve muhtelif, süslü renklerine ve mütenevvi, hoş tatlarına ve her zîhayatın zevk ve safâsına yardım eden cihazlara bak, ikram ve kerîmiyet-i Rabbâniyenin gayet şirin cemâlini ve gayet tatlı güzelliğini gör.

Hem Fettâh ve Musavvir isimlerinin tecellîleriyle başta insan olarak bütün hayvanatın su katrelerinden açılan pek çok mânidar suretlerine ve bahar çiçeklerinin habbe ve zerreciklerinden açtırılan çok cazibedar simalarına bak, fettâhiyet ve musavviriyet-i İlâhiyenin mu’cizatlı cemâlini gör.

İşte, bu mezkûr misallere kıyasen, Esmâ-i Hüsnânın herbirisinin kendine mahsus öyle kudsî bir cemâli var ki, birtek cilvesi koca bir âlemi ve hadsiz bir nev’i güzelleştiriyor.

Birtek çiçekte bir ismin cilve-i cemâlini gördüğün gibi, bahar dahi bir çiçektir. Ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir. Baharın tamamına bakabilirsen ve Cenneti iman gözüyle görebilirsen bak, gör, cemâl-i sermedînin derece-i haşmetini anla. O güzelliğe karşı iman güzelliğiyle ve ubudiyet cemâliyle mukabele etsen çok güzel bir mahlûk olursun. Eğer dalâletin hadsiz çirkinliğiyle ve isyanın menfur kubhuyla mukabele edip karşılasan, en çirkin bir mahlûk olmakla beraber, bütün güzel mevcudatın mânen menfurları olursun.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Altıncı Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âlât : âletler, organlar
cazibedar : cazibeli, çekici
cemâl : güzellik
cemâl-i sermedî : sürekli devam eden güzellik
cihazat : cihazlar, donanım
cilve : görüntü, yansıma
cilve-i cemâl : güzelliğin görüntüsü
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık
derece-i haşmet : heybet ve görkemin derecesi
Esmâ-i Hüsnâ : Allah’ın en güzel isimleri
Fettâh : herşeyi lâyık olduğu şekil ve suretlerde açan, fetihler ve açılımlar müyesser eden Allah
fettâhiyet : Allah’ı herşeyi lâyık olduğu şekil ve suretlerde açması
gayet : son derece
habbe : dane, tohum
hadsiz : sınırsız
hafîziyet : Allah’ın her şeyi koruyup saklaması
hâfiziyet-i Rabbâniye : her bir varlığı terbiye ve idare eden Allah’ın her şeyi koruyup saklaması
ihzar etmek : hazırlamak
ikram : bağış, ihsan
katre : damla
Kerîm-i Mutlak : lütuf ve cömertliği sınırsız olan Allah
kerîmiyet-i Rabbâniye : her şeyi idare ve terbiye eden Allah’ın sonsuz ikram ve cömertliği
kubh : çirkinlik
kudsî : kusursuz ve yüce
kuvve-i hafıza : hafıza duygusu, bellek
letâfetli : güzel, hoş, şirin
mahlûk : yaratılmış
mânen : mânevî yönden
mânidar : mânâlı, anlamlı
menfur : nefret edilen
mevcudat : varlıklar
mezkûr : anılan, sözü geçen
mu’cizatlı : mu’cizeler gösteren
muhafaza : koruma, saklama
muhtelif : çeşitli, ayrı ayrı
mukabele etmek : karşılık vermek
mukabele : karşılık verme
Musavvir : her şeye kendine lâyık güzel şekil ve suretler veren Allah
musavviriyet-i İlâhiye : Allah’ın her şeye kendine lâyık güzel şekil ve suretler vermesi
mütenevvi : çeşitli
nebat : bitki
nev’ : tür
Rahmân-ı Rahîm : kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet
sima : görünüş, yüz
suret : biçim, şekil
taam : yemek
tarihçe-i hayat : hayat hikâyesi
tarihçe-i hayat-ı saniye : ikinci hayatın tarihçesi
tecellî : yansıma, görünme
ubûdiyet : Allah’a kulluk
zemin : yer, dünya
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...