Block title
Block content
İşte, bu üç misale yüzer cihazat ve hissiyat-ı beşeriyeyi kıyas etsen, vahdet, tevhid ne derece kemâlât-ı insaniyeye medar olduğunu anlarsın.

Bu Üçüncü Meyve dahi Sirâcü’n-Nur’un belki yirmi risalelerinde gayet güzel bir tafsil ve hüccetli bir surette beyan edildiğinden burada kısa bir işaretle iktifa ederiz.

Beni bu meyveye sevk ve îsal eden şöyle bir histir:

Bir zaman yüksek bir dağ başındaydım. Gafleti dağıtacak bir intibah-ı ruhî vasıtasıyla, kabir tam mânâsıyla, ölüm bütün çıplaklığıyla ve zevâl ve fenâ ağlattırıcı levhalarıyla bana göründü.

Herkes gibi fıtratımdaki fıtrî aşk-ı bekà, birden zevâle karşı isyan edip galeyana geldi. Ve muhabbet ve takdirle pek çok alâkadar olduğum ehl-i kemâlât ve meşahir-i enbiya ve evliya ve asfiyanın sönmelerine ve mahvolmalarına karşı mahiyetimdeki rikkat-i cinsiye ve şefkat-i nev’iye dahi kabre karşı tuğyan edip feveran etti.

Ve altı cihete istimdatkârâne baktım; hiç bir teselli, bir medet göremedim. Çünkü, zaman-ı mâzi tarafı, bir mezar-ı ekber; ve müstakbel bir karanlık; ve yukarı bir dehşet; ve aşağı ve sağ ve sol taraflarından elîm ve hazîn haller, hadsiz muzır şeylerin tehâcümâtını gördüm.

Birden sırr-ı tevhid imdadıma yetişti, perdeyi açtı, hakikat-i halin yüzünü gösterdi. “Bak” dedi.

En evvel, beni çok korkutan ölümün yüzüne baktım. Gördüm ki, ölüm, ehl-i iman için bir terhistir. Ecel terhis tezkeresidir, bir tebdil-i mekândır, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesi ve kapısıdır.

Zindan-ı dünyadan çıkmak ve bağıstan-ı cinâna bir uçmaktır. Hizmetinin ücretini almak için huzur-u Rahmân’a girmeye bir nöbettir ve dâr-ı saadete gitmeye bir davettir diye kat’î anladığımdan, ölümü ve mevti sevmeye başladım.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Sonraki Risale: İkinci Makam
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

asfiya : Hz. Peygambere vâris olup onun yolundan giden hem âlim hem veli olan büyük zâtlar
aşk-ı bekà : sonsuzluk aşkı
bağıstan-ı cinân : Cennet bahçeleri
dâr-ı saadet : mutluluk yurdu, Cennet
ehl-i iman : iman edenler, Allah’a ve Ondan gelen herşeye inananlar
ehl-i kemâlât : olgunluk ve mükemmellik sahibi kişiler
feveran etmek : öfke ve sinirden köpürüp taşmak
gaflet : umursamazlık, âhirete ve Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olma hâli
galeyan : coşup taşma, azgınlık
hakikat-i hâl : bir hâlin gerçek yüzü
hayat-ı bâkiye : devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı
hissiyat-ı beşeriye : insanın hisleri, duyuları
huzur-u Rahmân : Allah’ın huzuru
hüccet : delil
iktifa etmek : yetinmek
intibah-ı ruhî : ruhî uyanış
îsal etmek : ulaştırmak
istimdatkârâne : yardım diler bir şekilde
kemâlât-ı insaniye : insanın mükemmel özellikleri
meşahir-i enbiya ve evliya : evliya ve peygamberlerin en meşhurları
mezar-ı ekber : çok büyük mezar
mukaddime : başlangıç, giriş
muzır : zararlı
rikkat-i cinsiye : kendi cinsinden olana karşı duyulan acıma hissi
risale : Risale-i Nur Külliyatı’nda yer alan bölümlerden her birisi
sırr-ı tevhid : herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma sırrı
Sirâcü’n-Nur : Nur Lambası; Risale-i Nur
şefkat-i nev’iye : kendi cinsine duyulan şefkat
tafsil : ayrıntılı olarak anlatma
tebdil-i mekân : yer değiştirme
tehâcümât : hücumlar, saldırılar
terhis tezkeresi : görevini tamamlayan bir kişiyi serbest bırakma
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
tuğyan : azgınlık, taşkınlık
vahdet : birlik
zaman-ı mâzi : geçmiş zaman
zeval : yok olma, kaybolup gitme
zindan-ı dünya : âhirete göre bir zindanı andıran dünya
Yükleniyor...