Block title
Block content
Hem sen gel, bu intizam ve nezafet içindeki bu mizanın kemâl-i adaletine bak ki, bin derece büyütmekle ancak görülebilen küçücük ve incecik mahlûkları ve huveynâtı ve bin defa küre-i arzdan büyük olan yıldızları ve güneşleri, o mizanın ve o terazinin vezniyle ve ölçüsüyle tartılır ve onlara lâzım olan herşeyleri noksansız verilir.

Ve o küçücük mahlûklar, o fevkalâde büyük masnularla beraber, o mizan-ı adâlet karşısında omuz omuzadırlar. Halbuki, o büyüklerden öyleleri var ki, eğer bir saniye kadar muvazenesini kaybetse, muvazene-i âlemi bozacak ve bir kıyameti koparacak kadar bir tesir yapabilir.

Hem sen gel, bu intizam, nezafet, mizanın içinde bu fevkalâde câzibedar cemâle ve güzelliğe bak ki, bu koca kâinatı gayet güzel bir bayram ve gayet süslü bir meşher ve çiçekleri yeni açılmış bir bahar şeklini vermiş.

Ve koca baharı, gayet güzel bir saksı, bir gül destesi yapmış ki, her bahara, zeminin yüzünde mevsim be mevsim açılan yüzbinler nakışlı bir muhteşem çiçek suretini vermiş. Ve o baharda herbir çiçeği çeşit çeşit zinetlerle güzelleştirmiş.

Evet, nihayet derecede hüsün ve cemâlleri bulunan Esmâ-i Hüsnânın güzel cilveleriyle kâinatın herbir nev’i, hattâ herbir ferdi, kàbiliyetine göre öyle bir hüsne mazhar olmuşlar ki, Hüccetü’l-İslâm İmam-ı Gazâli demiş:

لَيسَ فِى اْلاِمْكَانِ اَبْدَعُ مِمَّا كَانَ Yani, “Daire-i imkânda bu mükevvenattan daha bedî, daha güzel yoktur.”

İşte, bu muhit ve câzibedar olan hüsün ve bu umumî ve hârikulâde nezafet ve bu müstevlî ve şümullü ve gayet hassas mizan ve bu ihatalı ve her cihetle mu’cizâne intizam ve insicam, vahdete ve tevhide öyle bir hüccettir, bir alâmettir ki, gündüzün ortasındaki ziyanın güneşe işaretinden daha parlaktır.
Önceki Risale: İkinci Makam / Sonraki Risale: Hatime
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâmet : belirti, işaret
bedi’ : güzel, eşsiz
beliyye : belâ, musibet
câzibedâr : cazibeli, çekici
cemâl : güzellik
cihet : yön
cilve : görüntü, yansıma
daire-i imkân : bir şeyin var veya yok olabilme ihtimallerini içine alan daire, kâinat
Esmâ-i Hüsnâ : Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri
fevkalâde : olağanüstü
gayet : son derece
harikulâde : olağanüstü, alışılmamış
huveynât : mikroskobik canlılar
hüccet : güçlü delil
Hüccetü’l-İslâm : İslâmın kuvvetli bir delili; mânevî lideri
hüsün : güzellik
ihatalı : kuşatıcı
insicam : uyumlu ve ahenkli olma
intizam : düzen
küre-i arz : yerküre, dünya
mahlûk : yaratılmış, varlık
masnu : san’at eseri varlık
mazhar olmak : erişmek, nail olmak
meşher : sergi yeri
mevsim be mevsim : her mevsim
mizan : ölçü, terazi
mizan-ı adâlet : adâlet terâzisi
mu’cizane : mu’cizeli bir şekilde
muhit : kuşatıcı
muhtasar : kısa, özetlenmiş
musibet : belâ, büyük sıkıntı
muvazene : denge
muvazene-i âlem : âlemdeki her şeyin denge içinde olması
mükevvenât : yaratılmışlar, bütün varlıklar
müstevlî : istila eden, bir yeri ele geçiren
nev’ : tür
nezafet : temizlik
nihayet derecede : son seviyede
suret : biçim, şekil
şümullü : kapsamlı
tevhid : birleme, Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme
umumî : genel
vahdet : birlik
vezn : ölçü, tartı
zemin : yer
zinet : süs
ziya : ışık
Yükleniyor...