Block title
Block content
Meselâ, kar, soğuk, ateş, yağmur gibi nevilerin yüzer hikmetleri, maslahatları içinde bazı dikkatsiz ve ihtiyatsızlar, su-i ihtiyarlarıyla kendileri hakkında şer yapsa, meselâ elini ateşe soksa, “Ateşin hilkatinde rahmet yoktur” dese, ateşin had ve hesaba gelmeyen hayırlı, maslahatlı, merhametli faideleri onu tekzip edip ağzına vurur.

Hem insanın hodgâm hevesatı ve süflî ve âkıbeti görmeyen hissiyatı, kâinatta cereyan eden Rahmâniyet ve hâkimiyet ve rububiyet kanunlarına mikyas ve mihenk ve mizan olamaz. Kendi âyinesinin rengine göre görür.

Merhametsiz siyah bir kalb, kâinatı ağlar, çirkin, zulüm ve zulümat suretinde görür. Fakat iman gözüyle baksa, yetmiş güzel hulleleri giymiş bir cennet hûrisi gibi, rahmetler ve hayırlar ve hikmetlerden dikilmiş yetmiş binler güzel libasları birbiri üstüne giymiş, daima güler, rahmetle tebessüm eder bir insan-ı ekber ve ondaki insan nev’ini bir kâinat-ı suğrâ ve herbir insanı bir âlem-i asgar müşahede eder. Bütün ruh u canıyla, 1 اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ - اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ - مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ der.

DÖRDÜNCÜ KELİME

2 مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ dir. Hüccetine gayet kısa bir işaret: Evvelâ: Bu dersin birinci kısmının âhirinde 3 وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ hüccetine ve haşir ve âhirete şehadet eden bütün deliller, aynen مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِin işaret ettiği imanî ve geniş hakikate şehadet ederler.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O Rahmândır; rahmeti bütün varlıkları kuşatır ve bütün yaratıklarının her türlü rızkını merhametle yetiştirir. O hesap gününün sahibidir.” Fâtiha Sûresi, 1:2-4.
2 : “O hesap gününün sahibidir.” Fâtiha Sûresi, 1:4.
3 : “Herkesin dönüşü Onun huzurunadır.” Mâide Sûresi, 5:18.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Şuâ / Sonraki Risale: Birinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
âhirinde : sonunda
âkıbet : netice, sonuç
âlem-i asgar : küçük âlem; insan ferdi
cereyan : akım, hareket
evvelâ : ilk olarak
gayet : çok
had ve hesaba gelmemek : sonsuz ve sınırsız olmak
hakikat : gerçek ve doğru
hâkimiyet : Cenâb-ı Hakkın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, hükümranlığı
haşir : öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma
hevesat : gelip geçici, nefsin hoşuna giden istek ve arzular
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
hilkat : yaratılış
hissiyat : hisler, duygular
hodgâm : kendi keyfini düşünen, bencil
hulle : Cennet elbisesi
hûri : Cennet kızı
hüccet : güçlü delil, kanıt
imanî : imana ait
insan-ı ekber : en büyük insan
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kâinat-ı suğrâ : küçük kâinat, evren; insan türü
libas : elbise
maslahat : fayda, gaye
mihenk : ölçü
mikyas : ölçü
mizan : ölçü, terazi
müşahede : görme, gözlem
nev’i : çeşit, tür
Rahmâniyet : Allah’ın bütün varlıkları kaplayan merhamet ediciliği
rahmet : şefkat, merhamet
rububiyet : Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması
ruh u can : ruh ve can
suret : biçim, görünüş
süflî : alçak, âdi
şehadet : şahitlik, tanıklık
şer : kötülük, fenalık
tebessüm : gülümseme
tekzip : yalanlama
zulüm : haksızlık
zulümat : karanlık
Yükleniyor...