Block title
Block content
YEDİNCİ KELİME

1 صِرَاطَ الَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ dir. Bundaki hüccete gayet kısa bir işaret: Evvelâ:

2 عَلَيْهِمْ kimlerdir diye, 3 مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاۤءِ وَالصَّالِحِينَ âyeti beyan ederek, nev-i beşerde istikamet nimetine mazhar dört taifeyi beyan içinde, o taifelerin reislerine النَّبِيِّينَ ile Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma, وَالصِّدِّيقِينَ ile Ebubekir-i Sıddık’a (r.a.), وَالشُّهَدَاۤءِ ile Ömer, Osman, Ali’ye (r.a.) işaret edip, Peygamberden (a.s.m.) sonra Sıddık, sonra Ömer, Osman, Ali (r.a.), üçü hem şehid, hem halife olacaklar diye, gaybî ihbarla bir lem’a-i i’câz gösterir.

Saniyen: Nev-i beşerin en yüksek, en müstakîm, en sadık bu dört taifesi, Âdem (a.s.) zamanından beri hadsiz hüccetler, mu’cizeler, kerametler, deliller, keşfiyatlarla bütün kuvvetleriyle dâvâ edip ve beşerin ekseri onları tasdik ettikleri hakikat-ı tevhid, elbette güneş gibi kat’îdir. Bu hadsiz meşahir-i insaniye, yüz binler mu’cizelerle ve hadsiz hüccetlerle doğruluklarını ve hakkaniyetlerini gösterip tevhid ve vücub-u vücud ve vahdet-i Hâlık gibi müsbet meselelerde ittifakları ve icmâları öyle bir hüccettir ki, hiçbir şüpheyi bırakmaz. Acaba, kâinatın ehemmiyetli netice-i hilkati ve zeminin halifesi ve zîhayatların istidatça en cemiyetli ve yükseği olan nev-i beşerin en müstakîmleri, en sadık ve musaddak mürşidleri ve kemâlâtta reisleri olan mezkûr o dört taifenin icmâ ve ittifakla iman edip haber verdikleri ve kâinatı bütün mevcudatıyla delil gösterip hakkalyakîn, aynelyakîn, ilmelyakîn itikad ettikleri ve sarsılmaz kanaat getirdikleri bir hakikati tanımayan ve inkâr eden, hadsiz bir cinayet ve nihayetsiz bir azaba müstehak olmaz mı?

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun peygamberlerinin ve onlara tâbi olan sâlih kullarının yoluna ilet.” Fâtiha Sûresi, 1:7.
2 : Üzerlerine
3 : “Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kimseler...” Nisâ Sûresi, 4:69.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Şuâ / Sonraki Risale: Birinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
âyet : Kur’ân’ın her bir cümlesi
beşer : insan
beyan : açıklama
cemiyet : topluluk
ehemmiyet : önem, değer
âdil : adalet sahibi, adaletle iş gören, herşeyin hakkını veren
aleyhimüsselâm : Allah’ın selâmı onların üzerine olsun
aynelyakîn : gözlem ve müşahedeye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
azap : acı, sıkıntı
aziz : izzetli, şeref ve yücelik sahibi
bilittifak : ittifakla, fikir birliğiyle
gaybî : görünmeyen âleme ait
gazap : öfke, kızgınlık
hâdisat : hâdiseler, olaylar
hâdise : olay
hadsiz : sonsuz, sınırsız
hakikat : gerçek,doğru
hâkim : hükmeden, herşeyi hükmü altında tutan, herşeye galip olan
hüccet : delil, kanıt
ilmelyakîn : ilme ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
imdat : yardım
inkâr : inanmama, kabul etmeme
istimdat : yardım dileme
istinaden : dayanarak
itikad : inanma
kahhar : herşeye boyun eğdiren, mutlak galip gelen, kahreden
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kanaat : inanma, razı olma
kat’î : kesin
kerîm : ikram, ihsan ve cömertlik sahibi
küllî : büyük, kapsamlı
kütüb-ü mukaddese : kutsal olan kitaplar
malûmat : bilgiler
muhsin : bağış ve iyiliklerde bulunan
mukàbil : karşılık
musibet : belâ, felaket, sıkıntı
mutasarrıf : tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden
muzafferiyet : başarı, zafer kazanmak
münkir : inkâr eden, inançsız
müstehak : hak etmiş, lâyık
müşahedat-ı beşeriye : insanların gözlemleri, şahit olduğu olaylar
nebî : peygamber
necat : kurtuluş
nev-i beşer : insanlar
nihayetsiz : sonsuz
Rab : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah
sarih : açık
semâvî : Allah tarafından olan, İlâhî
sırât-ı müstakîm ehli : dinin belirlediği dosdoğru yolda olanlar
sûret : şekil, biçim
şeksiz : kuşkusuz, şüphesiz
tarih-i beşer : insanlık tarihi
tevatür : yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan bir topluluk tarafından verilen haber
vâkıat : olaylar
zâlim : zulmeden, haksızlık eden
ekseri : çoğunluk
evvelâ : ilk olarak
gaybî : bilinmeyen, geleceğe ait
hadsiz : sonsuz, sınırsız
hakikat-i tevhid : Allah’ın bir ve tek olduğu ve ondan başka ilâh olmadığı gerçeği
hakkalyakin : bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme
hakkaniyet : doğruluk, gerçekçilik
halife : Hz. Peygamberin (a.s.m.) vefatından sonra Müslümanların din ve dünya işlerinin idaresini gören başkan
hüccet : delil, kanıt
icmâ : fikir birliği
ihbar : haber verme
istidat : kàbiliyet, yetenek
istikamet : doğruluk
ittifak : birleşme
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kat’î : kesin
kemâlât : faziletler, iyilikler, ahlâk ve huy güzellikleri
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hal
keşfiyat : keşifler, manevî âlemlerde bazı hakikatleri görme
lem’a-i i’câz : mu’cizelik parıltısı
mazhar : erişme, nail olma
meşahir-i insaniye : insanların meşhurları
mevcudat : varlıklar
mezkûr : anılan, sözü geçen
mu’cize : Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve hareket
musaddak : doğrulanan
mürşid : doğru yol gösteren
müsbet : ispat edilmiş, doğrulanmış
müstakîm : istikamet üzere olan, dosdoğru olan
netice-i hilkat : yaratılış neticesi
nev-i beşer : insanlar
reis : başkan
sadık : doğru
saniyen : ikinci olarak
taife : grup, topluluk
tasdik : doğrulama, onaylama
tevhid : birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma
vücub-u vücud-u Hâlık : herşeyi yaratan Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için hiç bir sebebe muhtaç olmaması
zemin : yer, dünya
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...