Block title
Block content
Benim hissemi haddimden yüz derece ziyade vermeleriyle beraber, bu imza sahiplerinin hatırlarını kırmaya cesaret edemedim. Sükût ederek o medhi Risale-i Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsi namına kabul ettim.
Said Nursî
• • •
2 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ1 بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَاۤئِمًا 3

Çok sevgili, çok mübarek, çok kıymettar, çok müşfik Üstadımız, Efendimiz Hazretlerine,

Ey irade-i cüz’iyesini tamamıyla terk edip her umûrunu irade-i Rabbâniyeye bırakan ve her zâhirî musibet ve sıkıntıda kader-i İlâhînin merhamet ve hikmetini görüp kemâl-i tevekkül ve teslimiyetle o cilve-i Rabbâniyenin dahi netâicini sabır ile bekleyen muhterem Üstad!

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.
2 : “Kâinatta hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
3 : “Her türlü noksandan uzak olan Allah’ın adıyla. Kâinatta hiçbir şey yoktur ki Onu tesbih etmesin. Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi dâima ebediyete kadar üzerinize olsun.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Beşinci Şuâ / Sonraki Risale: Birinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alenen : açıktan
asır : yüzyıl
cilve-i Rabbâniye : Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin ve onları terbiye, idare ve egemenliği altında bulundurmasının izi, görüntüsü
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler
erkân : esaslar, rükünler
esbap : sebepler
evâmir : emirler
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması
icad : var etme, yapma
inkâr : reddetme, yokluğunu idda etme
irade-i cüz’iye : cüz’î irade; insanın elindeki çok az seçme gücü
irâde-i Rabbâniye : her şeyi yaratılış gayelerine göre terbiye ve idare edip, egemenliği altında tutan Allah’ın iradesi, dilemesi
irfan : bilgi, anlayış
kader-i İlâhî : Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
kemâl-i tevekkül : tam bir teslimiyet
kıymettar : kıymetli, değerli
medh : övgü
mu’cize-i mâneviye : mânevî mu’cize
muhalif : aykırı, zıt
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
musibet : belâ, felaket, sıkıntı
muztarip : ıstırap çeken, sıkıntılı
mübarek : bereketli, hayırlı
münevver : aydın
müşfik : şefkatli
namına : adına
neşriyat : yayınlar, basın organları
netâic : neticeler, sonuçlar
nokta-i istinad : dayanak noktası
Said Nursî :
sükût : sessiz kalma, susma
şahs-ı mânevî : belirli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kollektif kişilik
şakirt : öğrenci, talebe
şiar-ı medeniyet : medeniyet alâmeti, sembolü
şuursuz : bilinçsiz
tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar
tasnî : san’atlı bir şekilde yaratma
tefahur : gururlanma, övünme
telâkki edilme : anlaşılma, kabul edilme
telif etme : yazma, kaleme alma
umûr : işler
zahirî : açık, görünürde
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...