Block title
Block content
Elhâsıl, vücut kâinatları ve hadsiz adem âlemleri birbirleriyle çarpışırken ve Cennet ve Cehennem gibi meyveler verirken ve bütün vücut âlemleri “Elhamdülillâh, elhamdülillâh” ve bütün adem âlemleri “Sübhânallah, sübhânallah” derken ve ihâtalı bir kanun-u mübareze ile melekler şeytanlarla ve hayırlar şerlerle, tâ kalbin etrafındaki ilham, vesvese ile mücadele ederken, birden meleklere imanın bir meyvesi tecellî eder, meseleyi halledip karanlık kâinatı ışıklandırır.

1 اَللهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ âyetinin envârından bir nurunu bize gösterir ve bu meyve ne kadar tatlı olduğunu tattırır.

İkinci bir küllî meyvesine, Yirmi Dördüncü ve elif (ا)’ler kerametini gösteren Yirmi Dokuzuncu Sözler işaret edip parlak bir surette meleklerin vücudunu ve vazifesini ispat etmişler.

Evet, kâinatın her tarafında, cüz’î ve küllî herşeyde, her nevide, kendini tanıttırmak ve sevdirmek içinde merhametkârane bir haşmet-i rububiyet, elbette o haşmete, o merhamete, o tanıttırmaya, o sevdirmeye karşı şükür ve takdis içinde bir geniş ve ihatalı ve şuurkârâne bir ubudiyetle mukabele etmesi lâzım ve kat’îdir.

Ve şuursuz cemâdat ve erkân-ı azîme-i kâinat hesabına o vazifeyi ancak hadsiz melekler görebilir ve o saltanat-ı rubûbiyetin her tarafta, serâda, Süreyya’da, zeminin temelinde, dışında hakîmâne ve haşmetkârâne icraatını onlar temsil edebilirler.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah göklerin ve yerin nûrudur.” Nur Sûresi, 24:35.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Onuncu Mes'ele / Sonraki Risale: Hatime
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : hiçlik, yokluk
bâki : devamlı, kalıcı
cemâdat : cansız varlıklar
cüz’î : küçük, az, ferdî
Elhamdü lillâh : “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”
elhâsıl : kısacası, netice olarak, özetle
envâr : nurlar, ışıklar
erkân-ı azîme-i kâinat : kâinattaki büyük temel unsurlar, varlıklar
fâni : geçici, ölümlü
hadsiz : sınırsız
hakîmâne : hikmetli bir şekilde
haşmet : büyüklük, görkem
haşmet-i rububiyet : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye eden Allah’ın idare ve egemenliğinin ihtişamı
haşmetkârâne : heybetli, görkemli bir şekilde
hayır : iyilik
hilkat-ı arz : yeryüzünün yaratılışı
hût : balık
ihâtalı : kuşatıcı, kapsamlı
ilham : Allah tarafından kalbe gelen ve doğan mânâlar
kâinat : evren, yaratılan herşey
kanun-u mübareze : karşılıklı mücadele, çatışma kanunu
kat’î : kesin bir şekilde
keramet : Allah’ın bir ikramı olan olağanüstü haller
küllî : büyük, kapsamlı
küre-i arz : yerküre, dünya
merhamet : acıma, şefkat
merhametkârâne : merhametli bir şekilde
mukabele etmek : karşılık vermek
nam : ad
nevi : tür
nezaret : gözetim
saltanat-ı rububiyet : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye ve idare egemenliği hükümranlığı
serâ : yer, dünya
sevr : öküz
suret : biçim, şekil
Sübhânallah : “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”
Süreyya : gök, sema, Ülker yıldızı
şer : kötülük, fenalık
şuurkârâne : şuurlu ve bilinçli bir şekilde
şuursuz : bilinçsiz
takdis : kutsama, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma
tecellî etmek : yansımak, görünmek
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
ubûdiyet : Allah’a kulluk
ünsiyetli : canayakın, dost
vahşetli : ürkütücü
vazife-i fıtriye : yaratılıştan gelen görev
vesvese : kuruntu, şüphe
vücut : varlık
zemin : yer
Yükleniyor...