Block title
Block content
Hem madem biz gözümüzle görüyoruz ki, umum mahlûklarda ve zemin yüzünde öyle bir hikmet eli işliyor ve öyle bir adalet ölçüleriyle işler dönüyor ki, akl-ı beşer onun fevkinde düşünemiyor. Meselâ, insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında bütün tarihçe-i hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisâtı o kuvvecikte yazıp, onu bir kütüphane hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşir olacak olan defter-i a’mâlinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrıyla her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet; ve bütün masnuatta gayet hassas mizanlarla âzâlarını yerleştiren, mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar, israfsız ölçülerle bir tenasüp, bir muvazene, bir intizam ve bir cemâl içinde masnuatı bir hüsn-ü san’at yapan ve her zîhayatın hukuk-u hayatını kemâl-i mizanla veren, iyiliklere güzel neticeler ve fenalıklara fena neticeler verdiren ve Âdem zamanından beri tâği ve zâlim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsas ettiren bir adalet-i sermediye, elbette ve hiç şüphe getirmez ki, güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i ezeliye, o adalet-i sermediye âhiretsiz olmazlar ve ölümde en zâlimlerin ve en mazlumların bir tarzda gitmelerindeki âkıbetsiz bir dehşetli haksızlığa, adaletsizliğe ve hikmetsizliğe hiçbir vechile müsaade etmezler diye, Hakîm ve Hakem ve Adl ve Âdil isimleri bizim sualimize kat’î cevap veriyorlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: Altıncı Mes'ele / Sonraki Risale: Sekizinci Mes'elenin bir Hülâsası
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adalet-i sermediye : sonsuz, daimî adalet
Âdem :
Âdil : sonsuz adalet sahibi, herşeye hakkını veren Allah
Adl : her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah
âh : inleme
âzâ : azalar, organlar
cemâl : güzellik
daavât-ı insaniye : insanların duaları
defter-i amel : insanın iyi ve kötü işlerinin kaydedildiği defter
dehşetli : korkunç, ürküntü
dest-i gaybî : görünmeyen el
dimağ : akıl, bilinç, beyin
ezelî : başlangıcı olmayan, sonsuz
fenalık : kötülük
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
gayet : son derece
hâcât : ihtiyaçlar
hâdisât : olaylar
hadsiz : sayısız, sınırsız
Hakem : her şeyi gayelerine adaletle sevk eden Allah
Hakîm : hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah
haşir : insanların öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması
havas : seçkinler sınıfı, bilginler
hikmet : fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
hikmet-i ezeliye : Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması
hikmetsizlik : anlamsızlık, gayesizlik, faydasızlık
hilâf-ı âdet : kuraldışı olarak
hukuk-u hayat : hayat hakkı
hususan : bilhassa, özellikle
hüsn-ü san’at : san’atın güzelliği
ihsas etmek : hissettirmek
ihtiyac-ı zarurî : yaratılıştan gelen zorunlu ihtiyaç
ihtiyarî : isteğe ve tercihe bağlı, iradeyle yapılan
iktidar : güç, kudret
intizam : düzen, tertip
istidad-ı fıtrî : doğal yetenek, kàbiliyet
kat’î : kesin bir şekilde
kemâl-i mizan : mükemmel ve kusursuz bir ölçü
mahlûk : yaratık
makbul : kabul gören, geçerli
masnuat : san’at eseri varlıklar
matlap : istek
mazlum : zulme uğramış
mizan : ölçü
muhakeme : değerlendirme, yargılama
muvazene : denge
nebat : bitki
nebî : peygamber
neşir : yayma, yayılma
nevi : tür
rahîm : özel şefkat ve merhamet sahibi
simurga : efsanevî zümrüd-ü anka kuşu
tâği : azgın, zulmeden
tarihçe-i hayat : hayat hikâyesi, biyografi
tenasüp : uygunluk, uyum
vech : şekil, yön
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Yükleniyor...