Block title
Block content
İkinci sual: 1 وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰى ferman-ı esasîsi ile, bir kardeşin hatâsıyla diğer öz kardeşi mes’ul olmadığı halde, yanlış mânâ verilmemek için neşrini men ettiğimiz ve sekiz sene zarfında bir veya iki defa elime geçen ve yirmi beş seneden daha evvel aslı yazılan ve ehemmiyetli noktalarda imanı şüphelerden ve mânâsı anlaşılmayan bir kısım müteşabih hadîsleri inkârdan kurtaran bir küçük risalenin bizden uzak bir yerde, bilmediğimiz bir adamda bulunmasıyla ve yanlış mânâ verilmesiyle ve Kütahya ve Balıkesir tarafında bir dokunaklı mektup bulunmasıyla bizleri o vakit Ramazan-ı Şerifte ve şimdi bu dehşetli soğukta pek çok mâsum rençber ve esnafları, hattâ âdi ve eski bir mektubumuz yanında bulunmasıyla ve arabası beni gezdirmesiyle ve bize bir dostluk münasebetiyle veya bir kitabımı okumasıyla tevkif edip perişan etmek ve maddeten ve mânen onlara ve vatana ve millete, lüzumsuz bir evham yüzünden binler lira zarar vermek hangi adalet kanunuyladır? Adliyenin, hangi madde-i kanuniyesiyledir? Ayağımızı yanlış atmamak için, o kanunları bilmek talep ederiz.

Evet, hem Denizli’de, hem Afyon’da tevkifimizin bir sebebinin bir hakikati şudur ki: Bir kısım hadîslerin mânâsı ve te’vili bilinmemesinden, “Akıl kabul etmiyor” diye inkâr edenlere karşı avâmın imanını kurtarmak fikriyle, çok zaman evvel Dârü’l-Hikmet-i İslâmiyede iken ve daha evvel aslı yazılan Beşinci Şuâ, farz-ı muhal olarak, dünyaya ve siyasete baksa ve bu zamanda da yazılsa, madem gizlidir ve taharriyatta bizde bulunmadı ve gaybî haberleri doğrudur ve imanî şüpheleri izale eder ve âsâyişe dokunmuyor ve mübareze etmiyor ve yalnız ihbar eder ve şahısları tâyin etmiyor ve ilmî bir hakikati küllî bir surette beyan ediyor. Elbette o hakikat-i hadîsiye bu zamanda dahi bir kısım şahıslara mutabık çıksa ve münakaşaya sebep olmamak için mahkemelerin teşhir ve neşirlerinden evvel bizce tam mahrem tutulsa, adalet cihetinde hiçbir vech ile bir suç teşkil etmez. Hem bir şeyi reddetmek ayrıdır ve ilmen kabul etmemek veya amel etmemek bütün bütün ayrıdır. “O risale yakın bir istikbalde gelecek bir rejimi ilmen kabul etmiyor” diye bir suç olduğuna, dünyada adliyelerin bir kanunu bulunmasına ihtimal vermiyoruz.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez.” Fâtır Sûresi, 35:18.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdi : basit, değersiz
amel etme : uyma, yerine getirme
âsâyiş : huzur, rahat, korkusuzluk, sulh, sükûn
avâm : halk tabakası, sıradan insanlar
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
cihet : yön, taraf
ehemmiyetli : önemli
evham : kuruntular, şüpheler
farz-ı muhal : varsayım
gaybî haber : önceden bilinmeyenleri bildirme
hakikat : gerçek, asıl ve esas
hakikat-i hadîsiye : hadîsin hakikati, mânâsı
ihbar : haber verme
ihtimal : olabilir
imanî : imanla ilgili, imana dair
inkâr : inanmama, kabul etmeme
istikbal : gelecek zaman
izale : giderme
küllî : büyük, kapsamlı
madde-i kanuniye : kanun maddesi
maddeten : maddî olarak
mahrem : gizli, kişiye özel
mânen : mânevî yönden
mâsum : günahsız, suçsuz
men etme : engelleme, yasaklama
mes’ul : sorumlu
mutabık : uygun
mübareze : karşı koyma, çarpışma
münakaşa : tartışma
münasebet : bağlantı, ilişki
müteşabih hadis : mânâsı açık olmayan, yoruma ihtiyacı olan hadis
neşir : yayma, yayılma
Ramazan-ı Şerif : şerefli ramazan ayı
reddetmek : istememek, kabul etmemek
rençber : çiftçi
risale : mektup; Risale-i Nur’dan herbir bölüm
suret : şekil, biçim
taharriyat : arama tarama
talep etmek : istemek
tâyin : belirtme
te’vil : yorum
teşhir : sergileme
teşkil etme : oluşturma
tevkif : tutuklama
vecih : şekil, tarz
Yükleniyor...