Block title
Block content
İddianamede benim hakkımda dört esas var.

Birinci esas: Güya bende tefahur ve hodfuruşluk var ve kendimi müceddit biliyorum. Ben bütün kuvvetimle bunu reddederim. Hem mehdîlik isnadını hiç kabul etmediğime bütün kardeşlerim şehadet ederler. Hattâ Denizli’deki ehl-i vukuf “Eğer Said mehdîliğini ortaya atsa bütün şakirtleri kabul edecek” dediklerine mukàbil, Said, itiraznamesinde demiş ki: “Ben Seyyid değilim. Mehdi Seyyid olacak” diye onları reddetmiş.

İkinci esas: Neşriyatı gizlemesi-gizli düşmanlar yanlış mânâ verdirmesin. Yoksa siyasete ve dünya âsâyişine temas cihetiyle değildir. Hem eski harfle teksir makinesini bir bahane bulmasınlar. Mustafa Kemal’e karşı Nurun tokadı ise HAŞİYE altı mahkeme ve Ankara makamatı bilmiş, ilişmemişler ve bize beraat verdiler ve Beşinci Şuâ ile beraber bütün kitaplarımızı iade ettiler. Hem onun fenalığını göstermek, ordunun kıymetini muhafaza etmek içindir. Bir şahsı sevmemesi, orduyu muhabbetkârane senâ içindir.

Üçüncüsü: “Emniyeti ihlâle teşvik ediyor” demesine mukàbil, yirmi sene zarfında, yüz bin adam Nurcuların, yüz bin nüsha Nur risalelerinin altı mahkemede ve on vilâyette emniyeti ihlâle ve âsâyişi bozmaya dair, on vilâyetin zabıtaları ve altı mahkeme hiçbir maddeyi kaydetmemesi ve bulmaması, bu acîp ittihamı çürütüyor. Bu yeni iddianamede üç mahkemenin bize beraat verdikleri aynı noktalara ait ve cevapları mükerreren verilmiş, ehemmiyetsiz birkaç meseleye cevap vermek mânâsızdır. O meselelerle bizi ittiham etmek, ondan bize beraat veren Ankara Ağırceza ve Denizli ve Eskişehir mahkemelerini ittiham etmek hükmünde olmasından, cevabını onlara bırakıyorum. Ve ondan başka da iki üç mesele var.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

HAŞİYE : İddianamede yanlış bir mânâ verip, Nurun kerametlerinden tokat tarzındaki bir kısmını, medar-ı ittiham saymış. Güya Nurlara hücum zamanında gelen zelzele gibi belalar Nurun tokatlarıdır. Hâşa sümme hâşâ! Biz öyle dememişiz ve yazmamışız. Belki mükerrer yerlerde hüccetleriyle demişiz ki: Nurlar makbul sadaka gibi belâların def’ine vesiledir. Ne vakit Nurlara hücum edilse, Nurlar gizlenir; musibetler fırsat bulup başımıza geliyorlar. Evet, Nurun binler şakirtlerinin tasdik ve müşahedeleriyle, yüzler vukuat ve hâdisat ile, tesadüf ihtimali olmayan o hâdisatın tevafukları ve Kur’ân’ın müteaddit işârat ve tevafukatıyla, hattâ mahkemelerde kısmen gösterildiği cihetle kat’î kanaatimiz var ki, o tevafukat Risale-i Nur’un makbuliyetine bir ikram-ı İlâhîdir ve Kur’ân hesabına Nurlara bir nevi kerametlerdir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : şaşırtıcı, hayranlık verici
âsâyiş : bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu, düzenlilik, güvenlik
belâ : musibet, sıkıntı
beraat : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
cihet : yön, taraf
def’ : ortadan kaldırmak, öteye itmek, mâni olmak, savmak
ehemmiyetsiz : önemsiz
fenalık : kötülük
güya : sanki
adâvetkârâne : düşmancasına
alâkadar : alâkalı, ilgili
azap : acı, sıkıntı
binaen : –dayanarak, dolayı
ehl-i vukuf : bilirkişi
emsalsiz : benzersiz
esas : temel husus
güya : sanki
hakikaten : gerçekten
hodfuruşluk : kendi kendini beğenmeye çalışma
hukuk-u müdafaa : savunma hakkı
huruf : harfler
iddianame : savcının bir dava konusunda hazırladığı iddia ve delilleri içine alan yazısı
iskat etmek : düşürmek
isnad : dayandırma
istibdat : baskı, zulüm
istidâ : dilekçe, müracaat dilekçesi
istirhamname : dilekçe
itirazname : itiraz kâğıdı, itiraz dilekçesi
kanaat : görüş, fikir
mehdî : âhirzamanda gelip insanları hak dine sevk edecek ve Müslümanların yenilemeye sebep zât
merhamet : şefkat, acıma, iyilik etme
mıh : çivi
muamele : davranış
müceddit : yenileyici; sahih hadîs ile her yüz senede bir geleceği bildirilen, dinin hakikatlerini asrın ihtiyacına göre ders veren, Peygamber vârisi olan âlim zât
müddeiumum : savcı
nümune : örnek, misal
reis : başkan
şehadet : şahitlik, tanıklık
şekvâ : şikayet
tecrid-i mutlak : tam bir yalnızlık, yalnız başına bırakma
tecrit : yalnız başına bırakma
tefahur : övünme
teselli : kederli ve gamlı olan bir kimseyi söz ve nasihatla ferahlandırmak
hâdisat : hâdiseler, olaylar
hâşâ sümme hâşâ : asla ve asla, kesinlikle öyle değil
haşiye : dipnot, açıklayıcı söz
hüccet : güçlü, sarsılmaz delil, kanıt
iddianame : savcının bir dava konusunda hazırladığı iddia ve delilleri içine alan yazısı
ihlâl : bozmak, karıştırma
ihtimal : olabilir
ikram-ı İlâhî : Cenâb-ı Hakkın ikramı, ihsanı, bağışı
işârat : işaretler
itirazname : itiraz kâğıdı, itiraz dilekçesi
ittiham : suçlama
kanaat : görüş, fikir
kat’i : şüphesiz, kesin
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hâller
makamat : makamlar, konuyla ilgili yerler
makbul : kabul gören, geçerli
makbuliyet : kabul edilmiş olma
medar-ı ittiham : suçlama sebebi
mehdî : âhirzamanda gelip insanları hak dine sevk edecek ve Müslümanların yenilemeye sebep zât
muhabbetkârane : sevgi besleyerek, muhabbetle
mukàbil : karşılık
mükerrer : tekrar tekrar
mükerreren : defalarca, tekrarla
müşahede : görme, gözlem
müteaddit : birçok, çeşitli
neşriyat : yayınlar; basılıp dağıtılan eserler
nevi : tür, çeşit
nüsha : kopya
risale : mektup; Risale-i Nur’dan her bir bölüm
senâ : övme, methetme
Seyyid : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) torunu Hz. Hasan’ın soyundan olan kimse
şakirt : öğrenci, talebe
şuâ : ışın, ışık hüzmesi
tasdik : doğrulama, onaylama
tesadüf : rastlantı
teşvik etme : cesaretlendirme, isteklendirme
tevafuk : denk gelme, uygunluk
tevâfukât : tevafuklar; uygun düşmeler, denk olmalar
vilâyet : il
vukuat : meydana gelen olaylar
zarfında : içinde
Yükleniyor...