Block title
Block content
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ 1

Afyon Mahkemesine ve Ağırceza Reisine beyan ediyorum ki:

Eskiden beri fıtratımda tahakkümü kaldıramadığım için dünyaya karşı alâkamı kesmiştim. Şimdi o kadar mânâsız, lüzumsuz tahakkümler içinde hayat bana gayet ağır gelmiş, yaşayamayacağım. Hapsin haricinde yüzler resmî adamların tahakkümlerini çekmeye iktidarım yok. Bu tarz hayattan bıktım. Ben sizden bütün kuvvetimle tecziyemi talep ediyorum. Şimdi kabir elime geçmiyor. Hapiste kalmak bana lâzımdır. Makam-ı iddianın asılsız isnad ettiği suçlar, siz de bilirsiniz ki, yok; beni cezalandırmaz. Fakat beni mânen cezalandıracak, vazife-i hakikiyeye karşı büyük kusurlarım var. Eğer sormak münasipse, sorunuz, cevap vereyim.

Evet, büyük kusurlarımdan birtek suçum: Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi, dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine, şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.

Nur şakirtlerinin hâlis ve sırf uhrevî Nurlara ve tercümanına karşı alâkalarına dünyevî ve siyasî cemiyet namını verip onları mes’ul etmeye çalışanların ne kadar hakikatten ve adaletten uzak düştüklerine karşı üç mahkemenin o cihette beraat vermesiyle beraber deriz ki:..

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâkadarane : ilgili bir şekilde
beraat verme : temize çıkartma, suçsuz olduğunu ilân etme
beyan etmek : açıklamak, izah etmek
cemiyet : topluluk, dernek
cihet : yön, taraf
dünyevî : dünya ile ilgili
esas : husus
fedakârâne : fedakârca
hakikat : gerçek, asıl ve esas
hâlis : içten, samimi
hayat-ı ebediye : sonsuz âhiret hayatı
hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat
hayat-ı içtimaiye-i insaniye : insanlığın toplumsal hayatı
hususan : bilhassa, özellikle
iktidar : güç, kuvvet
iltizam : taraf tutma, taraftarlık
isnad etme : dayandırma
kabile : aynı soydan gelen insan topluluğu, aşiret
kanaati gelmek : kanmak, razı olmak
makam-ı iddia : iddia makamı, savcılık
millet-i İslâmiye : İslâm milleti; Müslümanlar
muavenetkârâne : yardımlaşarak
muhabbet : sevgi
mü’min : iman etmiş, Allah’a inanan
mükellef : birşeyi yapmaya mecbur olan, yükümlü
münasip : uygun
nam : ad, isim, ünvan
nâşir : neşreden, yazıp yayan
nesil : soy, sop, zürriyet
rabıta : bağ
reis : başkan
samimâne : içten, gönülden gelerek
siyasî : siyasetle ilgili
şakirt : öğrenci, talebe
şimal : kuzey
tahakküm : baskı, zorbalık
taife : grup, topluluk
tecziye : cezalandırma
tercüman : yazılı ve sözlü metinleri başka bir dile çeviren
teşkil etme : bir araya getirme
uhrevî : ahirete ait
uhuvvet : kardeşlik
üssü’l-esas : temel taşı, temel esas
vazife-i hakikiye : asıl vazife
Yükleniyor...