Block title
Block content
Hata 77: Bunların zayıf ve muztarip olduğunda ittifak vardır. İmam-ı Şâfiî değil mevzuu, mürseli de kabul etmediği halde, Said Şâfiî iken bunları kavl etmesinin hikmeti anlaşılamamıştır.

Cevap: İttifak olmadığına bin seneden beri ehl-i hadîs ve ümmetçe bu hakikatın devamı kat’î bir delildir. Bu da hatâ içinde bir hatâdır. Hem İmam-ı Şâfiî mürsel ve zayıf hadîsleri ahkâm-ı şer’iyede hüküm çıkarmak için hüccet tutmuyor. Yoksa—hâşâ—ümmetçe kabul edilen hakikatli hadîsleri ahkâmda değil, fezâil-i a’mâlde ve hâdisât-ı İslâmiyede hüccetlerini ve delâletlerini kabul etmiştir.

Hata 78: İlm-i gayb Allah’a mahsustur. Hiçbir velî tasarrufat yapamaz ve gaybı bilemez. Hattâ Peygamber de bilmez. Halbuki, bir risalede işârât-ı hadîsiye ile hilâfetin mebde’ ve müntehâsını göstermiş.

Cevap: Evet, herkes bizzat gaybı bilmez. Fakat i’lâm ve ilham-ı İlâhî ile bilinebilir ki, bütün mu’cizat ve kerâmât ona dayanır. Hazret-i İmam-ı Ali’nin işârât-ı gaybiyesinin Risale-i Nur’a işârâtına dair bir risalenin âhirinde 1 اِنَّ الْخِلاَفَةَ بَعْدِى ثَلاَثُونَ سَنَةً hadîs-i şerifinin işârâtında birkaç lem’a-yı i’câziyeyi tam vâkıa mutabık güzel bir tarzda ve görenlerin takdirine mazhar olmuş bir beyanı çürük görmek ve itiraz etmek bir cehalet, bir hatâ eseridir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Benden sonra hilâfet otuz sene devam edecektir.” Müsned, 5:220, 221, 273; Ebû Davud, Sünnet: 8; Tirmizi, Fiten: 48.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhir : son
ahkâm : hükümler, esaslar
ahkâm-ı şer’iye : şeriatın hükümleri, esasları
beyan : açıklama, anlatım
bizzat : kendisi
cehalet : cahillik
delâlet : delil olma, işaret etme
ehl-i hadîs : kendini hadîs ilmine adamış olanlar
fezâil-i a’mâl : amellerin faziletleri, üstünlükleri
gayb : bilinmeyen ve görünmeyen âlem
hadîs/hadîs-i şerif : Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış
hâdisât-ı İslâmiye : İslâmla ilgili olaylar
hakikat : gerçek
hâşâ : asla öyle değil
hikmet : sebep, maksat, gaye
hilâfet : birinin yerine geçme; Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık makamı
hüccet : güçlü delil, kanıt
hüküm : yargı, karar
i’lâm ve ilham-ı İlâhî : Allah tarafından bildirme ve kalbe indirilen ilham
ilm-i gayb : gayb ilmi
işârât : işaretler, belirtiler
işârât-ı gaybiye : geleceğe veya bilinmeyen bir olaya işaretler
işârât-ı hadîs : hadîsin işaretleri
ittifak : birleşme, birlik
kat’î : kesin
kavl etme : söz açma
kerâmât : kerametler; Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl
lem’a-yı i’câziye : insanları âciz bırakan, hayrete düşüren parıltı
mahsus : has, özel
mazhar olma : kavuşma, lâyık görünme
mebde’ : başlangıç
mevzu (hadis) : uydurma hadîs; hadis olmadığı halde Peygamber Efendimize (a.s.m.) dayandırılan uydurma söz
mucizât : mu’cizeler
muztarip (hadis) : aynı konunun farklı ifadelerle nakledilmesi sebebiyle aralarında bir tercih yapılamayan hadis
müntehâ : en son nokta, sonuç
mürsel (hadis) : Tâbiî’nin, kendisine hadisi nakleden sahabeyi söylemeyip doğrudan Hz. Peygambere dayandırdığı hadis
risale : mektup; Risale-i Nur’dan her bir bölüm
Şâfiî : Şâfiî mezhebine mensup olan
takdir : belirleme, değer biçme
tasarrufat : dilediği gibi kullanma ve idare etme
ümmet : peygambere inanıp onun yolundan gidenler, mü’minler
vâkıa mutabık : vaki olan, gerçekleşen olaya uygun
velî : Allah’ın sevgili kulu
zayıf (hadis) : sahih ve hasen hadisin şartlarını taşımayan hadis (böyle hadislerin metninde ve nakleden kişilerinde bazı noksanlıklar bulunur)
Yükleniyor...