Üçüncüsü: Hakiki şahsiyetim, yani, Eski Said’in bozması bir şahsiyetim var. Onda Eski Said’den irsiyet kalma bazı damarlar var ki, bazen riya ve hubb-u câha bir arzu bulunuyor. Hem asîl bir hanedandan olmadığımdan, hisset derecesinde iktisada düşkün ve pest ahlâklar görünüyor. Sizi bütün bütün kaçırmamak için bu şahsiyetimin gizli çok fenalıklarını ve su-i hallerini söylemeyeceğim.

Cenâb-ı Hak merhametkârane inayetini benim hakkımda böyle göstermiş ki, en ednâ bir nefer gibi bu şahsımı en âlî ve has bir mürşid hükmünde olan esrar-ı Kur’âniyede istihdam ediyor. Yüz bin şükür olsun. Nefis cümleden ednâ, vazife cümleden âlâ!

اَلْحَمْدُ ِللهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّى 1
• • •
Mahkeme dehşetli korkarak kararnamede aleyhimizde kaydettiği bir cümledir. Halbuki, on beş sene evvel yazılan o şiddetli cümle, sonradan bu gelen cümle ile tâdil edilmiş.
“Kardeşlerim, mâsumların ve ihtiyarların hatırları için beni zulmen öldürenlerden intikamımı almayınız. Azab-ı kabir ve sakar onlara yeter” fıkrası, onları insafa getirmek lâzımdı.

“Madem sizlerle -itikadınızca ve bana edilen muameleye nazaran- küllî bir muhalefetimiz var. Siz, dininizi ve âhiretinizi dünyanız uğrunda feda ediyorsunuz. Elbette mâbeynimizde, tahmininizce bulunan muhalefet sırrıyla, biz dahi, hilâfınıza olarak, dünyamızı dinimiz uğrunda ve âhiretimize her vakit feda etmeye hazırız. Sizin zâlimâne ve vahşiyâne hükmünüz altında bir iki sene zelilâne geçecek hayatımızı kudsî bir şehadeti kazanmak için feda etmek, bize âb-ı kevser hükmüne geçer.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah’a hamd olsun ki, bu Rabbimin bir ihsânıdır.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âb-ı kevser : Cennetteki Kevser Irmağının suyu
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
âlâ : üstün, kıymetli
âlî : yüce, yüksek
azab-ı kabir ve sakar : kabir ve Cehennem azabı
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
ednâ : basit, aşağı
esrâr-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın sırları
fâni : gelip geçici
fenalık : kötülük
feyz : ihsan, bolluk, bereket
fıkra : kısım, bölüm
hanedan : soyca asîl ve büyük aile
hısset : değersizlik, önemsizlik
hilâf : aykırılık, terslik
hubb-u câh : makam mevki sevgisi
iktisad : tutumluluk
inayet : lütuf, iyilik, yardım, ilgi
insafa gelme : merhamet ve adâletle davranma
irsiyet : aslından gelen benzerlik, soya çekme, mirasçılık
istihdam : kullanma, çalıştırma
istinaden : dayanarak
itikad : inanç
kahhâr : kahreden, kahredici kuvvet sahibi olan
kararname : suçlama veya aklamaya dair resmi yazı
kudsî : kutsal, mukaddes
Kur’ân-ı Hakîm : her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
küllî : genel, geniş
mâbeyn : ara
mahbub : sevgili
mâsum : günahsız, suçsuz
merhametkârâne : merhametli bir şekilde
muamele : davranış, karşılık
muhalefet : zıt ve aykırı davranma
mürşid : doğru yolu gösteren
nazaran : –göre
nefer : asker, er
nefis : insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygu
pest : aşağı
riya : gösteriş
su-i hâl : kötü durum, hâl
şehadet : şehitlik, Allah rızası yolunda hayatını feda etmek
tâdil etmek : düzeltmek, ıslah etmek
vahşiyâne : vahşice
zâlimâne : zâlimce
zelilâne : zayıflık içinde, alçakça
zulmen : haksızlıkla, zulüm yaparak
Yükleniyor...