Block title
Block content
Fakat Kur’ân-ı Hakîmin feyzine ve işaretine istinaden, sizi titretmek için size kat’î haber veriyorum ki, beni öldürdükten sonra yaşayamayacaksınız. Kahhâr bir el ile bu fâni cennetinizden ve mahbubunuz olan dünyadan tard edilip ebedî zulümata çabuk atılacaksınız. Arkamdan pek çabuk sizin nemrudlaşmış reisleriniz gebertilecek ve yanıma gönderilecek. Ben de huzur-u İlâhîde yakalarını tutup adalet-i İlâhiye onları esfel-i sâfilîne atmakla intikamımı alacağım.

“Ey din ve âhiretini dünyaya satan bedbahtlar! Yaşamanızı isterseniz bana ilişmeyiniz. İlişseniz, intikamım muzaaf bir surette sizden alınacağını biliniz, titreyiniz. Ben rahmet-i İlâhiyeden ümit ederim ki, mevtim hayatımdan ziyade dine hizmet edecek ve ölümüm başınızda bomba gibi patlayıp, başınızı dağıtacak. Cesaretiniz varsa ilişiniz! Yapacağınız varsa göreceğiniz de var” deniliyor ve bir âyetle bitiriliyor.
• • •
Mahkeme aleyhimde yazmış. Halbuki onları ifratla ittiham eden bir fıkradır.
Ankara’da Mustafa Kemal’in şiddet ve hiddetle divan-ı riyasete girip “Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyleri yazdın, içimize ihtilaf verdin” dediğini, Said’in de ona “Namaz kılmayan hâindir; hâinin hükmü merduttur” dediğini, sonra Mustafa Kemal bir nevi tarziye verip hiddetini geri aldığını ve Mustafa Kemal’in hissiyatını ve prensiplerini rencide ettiği halde kendisine ilişmemesini ve bu cebbar kumandanların âdetâ Eski Said’den korkmalarının Risale-i Nur’un ilerideki kahraman şakirtlerinin şahs-ı mânevîsinin harika bir kuvveti ve Risale-i Nur’un parlak bir kerameti olduğu yazılıyor.
• • •
Aleyhimizde yazılan, fakat mahkemeyi mes’ul eden bir fıkradır.
“Ayasofya’yı puthane ve Meşîhatı kızların lisesi yapan bir kumandanın keyfî kanun namındaki emirlerine fikren ve ilmen taraftar değiliz ve şahsımız itibariyle amel etmiyoruz” denilmektedir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adalet-i İlâhiye : Allah’ın adaleti
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat
bedbaht : kötü bahtlı, talihsiz
beyan : açıklama
cebbar : zorba, zalim
divan-ı riyaset : başkanlık makamı
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
esfel-i sâfilîn : aşağıların aşağısı
fıkra : kısım, bölüm
hâin : nankörlük eden, iyiliğe karşı kötülük eden
hiddet : öfke
hissiyat : hisler, duygular
huzur-u İlâhi : Cenâb-ı Allah’ın huzuru
ifrat : aşırılık
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık
ittiham : suçlama
keramet : Allah’ın bir ikramı olarak Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hâl ve hareket
merdut : reddolunmuş
mes’ul : sorumlu
Meşihat : Osmanlıda Diyanet İşleri Başkanlığı
mevt : ölüm
muzaaf : katmerli, kat kat
nemrutlaşmış : Nemrut gibi zalimleşmiş
nevi : çeşit, tür
puthane : put evi
rahmet-i İlâhiye : Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti
rencide : incinme, kırılma
suret : biçim, şekil
şahs-ı mânevî : belli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik; tüzel kişilik
şakirt : öğrenci, talebe
tard edilme : kovulma
tarziye : özür dileme
ziyade : çok, fazla
zulümât : karanlıklar
Yükleniyor...