Block title
Block content
“Birincisi: Dünyada hükûmet süren, hükmeden her kavmin, hattâ insan eti yiyen yamyamların ve vahşî canavar çete reislerinin dahi bir usulü var, bir düstürla hükmeder. Siz hangi usulle bu acîp tecavüzü yapıyorsunuz? Kanununuzu ibraz ediniz. Yoksa bazı alçak memurların keyiflerini kanun mu kabul ediyorsunuz? Böyle hususî ibadette kanun olmaz.”
• • •
Medar-ı teessüftür ki, hem eski, hem mahrem, hem hakikatli olan İşarât-ı Seb’ada bir iki cümleye ilişip müsaderesine ve bize suç yapmaya çalışmışlar. Halbuki o hakikat o kadar kuvvetlidir ki, bütün beşeriyete ve dünyaya ilân edilecek bir maslahat-ı hayat-ı içtimaiyedir.
Dünyada en büyük ahmak odur ki, dinsiz serserilerden terakkiyi ve saadet-i hayatiyeyi beklesin. Böyle ahmaklardan mühim bir mevkiyi işgal eden birisi demiş ki: “Biz Allah Allah diye diye geri kaldık. Avrupa top tüfek diye diye ileri gitti.”

“Cevabü’l-ahmak es-sükût” kaidesince, böylelere karşı cevap sükûttur. Fakat bazı ahmakların arkasında bedbaht gafiller de bulunduğundan deriz ki: Ey bîçareler! Bu dünya bir misafirhanedir. Madem ölüm var, kabre girilecek. Bu hayat gidiyor, bâki bir hayat geliyor. Bir defa top tüfek denilse, bin defa Allah Allah demek lâzım gelir.
• • •
Mûcib-i hayrettir ki, On Altıncı Lem’ada bizim lehimizde olan bir cümleyi aleyhimize çevirip o kıymettar menfaatli risalenin müsaderesine meyil göstermişler.
On Altıncı Lem’adan: “Harp belâsı bizim hizmet-i Kur’âniyemize mühim bir zarardır. Kàdir-i Külli Şey bir dakikada bulutlarla dolmuş cevv-i havayı süpürüp temizleyerek semânın berrak yüzünde ziyadar güneşi gösterdiği gibi, bu zulümatlı ve rahmetsiz bulutları izale edip hakaik-i şeriatı güneş gibi gösterir. Onun rahmetinden bekleriz ki, bize pahalı satmasın. Baştakilerin başlarına akıl ve kalblerine iman versin; o vakit kendi kendine iş düzelir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : acayip, şaşırtıcı
ahmak : akılsız
bâki : devamlı ve kalıcı
bedbaht : kötü bahtlı, talihsiz
berrak : açık, duru
beşeriyet : insanlık
bîçare : çaresiz, zavallı
cevabü’l-ahmak es-sükût : ahmak olana verilecek en iyi cevap sükûttur, cevap vermemektir
cevv-i hava : hava boşluğu, atmosfer
düstur : kural, prensip
gafil : duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan
hakikat : doğru, gerçek, esas
harp : savaş
hizmet-i Kur’âniye : Kur’ân hizmeti
ibraz etmek : göstermek
İşarât-ı Seb’a : yedi işaret anlamına gelen Risale-i Nur’dan bir bölüm; Yirmi Dokuzuncu Mektubun Yedinci Kısmı
Kàdir-i Külli Şey : sınırsız kudret sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah
kaide : düstur, prensip
kavim : millet; aralarında dil, âdet, örf, kültür birliği olan insan topluluğu
kıymettar : değerli
mahrem : gizli olan, herkese söylenmeyen
maslahat-ı hayat-ı içtimaiye : sosyal hayata faydalı şey
medâr-ı teessüf : üzüntü sebebi
mevki : yer, konum
meyil : arzu, istek, eğilim
mûcib-i hayret : hayret etmeyi gerektiren
mühim : önemli
müsadere : yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması
rahmet : merhamet, şefkat
reis : başkan
risale : mektup; Risale-i Nur’dan her bir bölüm
saadet-i hayatiye : hayatın mutluluğu
semâ : gökyüzü
sükût : sessiz kalma, susma
tecavüz : haddi aşma, ileri gitme
terakki : ilerleme, yükselme
usul : temel prensipler
vahşî : medeni olmayan, yabanî
ziyâdâr : ışıklı, nurlu
zulümât : karanlıklar
Yükleniyor...