Block title
Block content
Aziz, sıddık kardeşlerim; Sizi tâziye değil, belki tebrik ediyorum. Madem kader-i İlâhî bizi bu üçüncü medrese-i Yusufiyeye bir hikmet için sevk etti ve bir kısım rızkımızı bize burada yedirecek ve rızkımız bizi buraya çağırdı. Ve madem şimdiye kadar kat’î tecrübelerle
1 عَسٰى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ sırrına inâyet-i İlâhiye bizi mazhar etmiş. Ve madem medrese-i Yusufiyedeki yeni kardeşlerimiz herkesten ziyade Nurlardaki teselliye muhtaçtırlar ve adliyeciler, memurlardan ziyade Nur kaidelerine ve sair kudsî kanunlarına ihtiyaçları var. Ve madem Nur nüshaları pek kesretle hariçteki vazifenizi görüyorlar ve fütuhatları tevakkuf etmiyor. Ve madem burada herbir fâni saat, bâki ibadet saatleri hükmüne geçer. Elbette biz bu hâdiseden, mezkûr noktalar için kemâl-i sabır ve metanet içinde mesrurâne şükretmemiz lâzımdır. Denizli hapsinde teselli için yazdığımız bütün o küçük mektupları size de aynen tekrar ederim. İnşaallah o hakikatli fıkralar sizi de mütesellî ederler.
• • •
Aziz, sıddık kardeşlerim;

Evvelâ: Hadsiz şükrederim ki, Risale-i Nur’un hakikî sahipleri olan müftüler, vâizler, imamlar, hocalardan mânevî kahramanlar meydana çıktılar. Şimdiye kadar Nurun fedakârları gençler, mektepliler, muallimler idi. Bin bârekâllah, Ethem, İbrahim’ler, Ali Osman’lar ehl-i medresenin yüzlerini ak ettiler, çekingenliklerini cesarete çevirdiler.

Saniyen: Hâlisâne faaliyetlerinden ve heyecanlarından neş’et eden bu hâdiseden teessüf etmesinler. Çünkü, Denizli hapsi, netice itibarıyla, ihtiyatsız hareket edenleri tebrik ettirdi. Zahmet pek az, faide-i mâneviye pek çok oldu. İnşâallah bu üçüncü medrese-i Yusufiye ikinciden geri kalmayacak.

Salisen: Meşakkat derecesinde sevabın ziyadeleşmesi cihetinde, bu şiddetli hale şükretmeliyiz. Vazifemiz olan hizmet-i imaniyeyi ihlâsla yapmaya çalışmalı, vazife-i İlâhiye olan muvaffakiyet ve hayırlı neticeleri vermek cihetine karışmamalıyız. 2 خَيْرُ اْلاُمُورِ اَحْمَزُهَا deyip bu çilehanedeki sıkıntılara sabır içinde şükretmeliyiz. Amelimizin makbuliyetine bir alâmet ve kudsî mücahedemizin imtihanında tam bir şehadetnâme almamıza bir emâredir bilmeliyiz.
• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Belki sevmediğiniz şey hakkınızda hayırlıdır.” Bakara Sûresi, 2:216.
2 : “İşlerin en hayırlısı zorlu olanıdır.”
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aziz : izzetli, şerefli, çok değerli
bâki : devamlı, kalıcı
bârekâllah : Allah hayırlı ve bereketli kılsın
cihet : şekil, yön
ehl-i medrese : medresede ilim tahsil edenler
evvelâ : ilk olarak
faide-i mâneviye : mânevî fayda
fâni : gelip geçici
alâmet : belirti, işaret
amel : iş, fiil
cihet : şekil, yön
çilehâne : çile yeri, nefsi terbiye hücresi
emâre : belirti, işaret
evvel : önce
heyet-i idare : idare heyeti, yönetim kurulu
hıfz-ı İlâhî : Allah’ın koruması
hizmet-i imâniye : iman hizmeti
hususan : bilhassa, özellikle
ihlâs : samimiyet, ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme
kat’iyen : kesinlikle
kudsî : kutsal, mukaddes
kulunç : şiddetli ağrı, özellikle omuz ve sırt ağrısı
makbuliyet : kabul edilmiş olma
mâruzat : arz edilen şey, istek, rica
muvaffakiyet : başarı
mücahede : cihad etme, din uğrunda çaba harcama
müzmin : zamanla yerleşmiş olan kalıcı hastalık; kronik
sabır : acıya ve zorluğa katlanma
sâri : bulaşıcı
sevk etme : gönderme
sureten : görünüşte
şehadetnâme : şahitlik belgesi
şükretmek : Allah'ın (c.c.) nimetlerine karşı memnunluk göstermek; Allah'a teşekkür etmek
tahammül : dayanma, katlanma
tecrid-i mutlak : hücre hapsi, yalnız başına bırakma
tecrit : soyutlama, ayırma
umum : bütün
vazife-i İlâhiye : Allah’a ait olan iş
zafiyet : zayıflık, güçsüzlük, dermansızlık
fedakâr : en değerli şeyleri fedâ eden, dâvâsı uğruna çıkarlarını hiçe sayan
fıkra : kısa yazı
fütûhât : fetihler, zaferler
hâdise : olay
hadsiz : sayısız, sınırsız
hakikatli : gerçek, doğru, esaslı
hakikî : asıl, gerçek
hâlisâne : samimî, bir şekilde
hariç : dış
ihtiyatsız : önlem almadan, tedbirsiz
inâyet-i İlâhiye : Allah’ın yardımı, lütfu
inşaallah : Allah’ın izniyle
kaide : düstur, prensip
kat’î : kesin
kemâl-i sabır ve metanet : tam ve mükemmel bir sabır ve dayanıklılık
kesretle : çoklukla
kudsî : kutsal, mukaddes
mazhar : eriştirme, kavuşturma
medrese-i Yusufiye : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
mektepli : okullu, öğrenci, talebe
mesrurâne : mutlu olarak
meşakkat : güçlük, sıkıntı
mezkûr : anılan, sözü geçen
muallim : öğretmen
mütesellî : tesellî bulan
neş’et eden : doğan, meydana gelen
nüsha : kopya
rızk : Allah’ın maddî ve mânevî ihsan ettiği her türlü nimet
sair : diğer, başka
salisen : üçüncü olarak
saniyen : ikinci olarak
sıddık : çok doğru ve bağlı
şükür : Allah'ın (c.c.) nimetlerine karşı memnunluk gösterme; Allah'a teşekkür etme
tebrik : mübârek kılma, kutlama
teessüf : hayıflanma, üzülme
tevakkuf etme : durma
vâiz : vaaz eden
ziyade : çok, fazla
ziyadeleşme : fazlalaşma, artma
Yükleniyor...