Block title
Block content
Demek şimdi işimi de sizlere bırakmaya maslahatımız iktiza ediyor. Ve yanınızdaki yeni ve eski müdafaatlarım benim bedelime sizin meşveretinize iştirak eder, o kâfidir.

İkinci sebep: Başka vakte bırakıldı. Amma ihtar-ı mânevînin kısa bir işareti şudur: Bana yirmi beş sene siyaseti ve gazeteleri ve sair çok fâni şeyleri terk ettiren ve onlarla meşguliyeti men eden gayet kuvvetli bir vazife-i uhreviye ve tesirli bir hâlet-i ruhiye benim bu meselenin teferruatıyla iştigal etmeme kat’iyen mâni oluyorlar. Sizler, bazen ara sıra iki dâvâ vekilinizle meşveretle benim vazifemi dahi görürsünüz.
• • •
Aziz, sıddık kardeşlerim; Şimdi namazda bir hâtıra kalbe geldi ki, kardeşlerin, ziyade hüsn-ü zanlarına binaen, senden maddî ve mânevî ders ve yardım ve himmet bekliyorlar. Sen nasıl dünya işlerinde hasları tevkil ettin, erkânların meşveretlerine bıraktın ve isabet ettin. Aynen öyle de, uhrevî ve Kur’ânî ve imanî ve ilmî işlerinde dahi Risale-i Nur’u ve şakirtlerinin şahs-ı mânevîlerini tevkil eyle; o hâlis, muhlis hasların şahs-ı mânevîleri senden çok mükemmel o vazifeni kendi vazifeleriyle beraber yaparlar. Hem daima da şimdiye kadar yapıyorlar. Meselâ, seninle görüşen muvakkat bir dirhem ders ve nasihat alsa, Risale-i Nur’dan, bir cüz’ünden yüz dirhem ders alabilir. Hem senin yerinde ondan nasihat alır, sohbet eder. Hem Nur şakirtlerinin hasları, bu vazifeni her vakit yapıyorlar. Ve inşaallah pek yüksek bir makamda bulunan ve duası makbul olan onların şahs-ı mânevîleri, daimî beraberlerinde bir üstad ve yardımcıdır diye ruhuma hem teselli, hem müjde, hem istirahat verdi.
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : şaşırtıcı, tuhaf
aziz : izzetli, şerefli, çok değerli
binaen : -dayanarak
cüz’ : kısım, parça
daimî : devamlı, sürekli
dâvâ vekili : avukat
dirhem : azıcık, çok küçük
erkân : rükünler, temel unsurlar, ileri gelenler
fâni : gelip geçici
hâlet-i ruhiye : ruh hâli
hâlis : samimi, içten
has : özel, kıymetli ve ileri gelen mühim yakınlar topluluğu
himmet : ciddi gayret, yardım
hüsn-ü zan : güzel düşünce
ihtar-ı mânevî : mânen yapılan ihtar, ikaz
iktiza : gerektirme
inşaallah : Allah’ın izniyle
istirahat : rahatlık
iştigal etme : meşgul olma, uğraşma
iştirak : katılma
kâfi : yeterli
kat’iyen : kesinlikle
Kur’ânî : Kur’ân’a ait
makbul : kabul edilen
mâni : engel
mânidar : anlamlı
maslahat : fayda, yarar
meşveret : işlerin danışıp görüşme yoluyla halledilmesi
muhlis : samimi, ihlâslı; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözeten
muvakkat : geçici
müdafaat : savunmalar
nasihat : öğüt
sair : diğer, başka
sıddık : çok doğru ve bağlı
şahs-ı mânevî : belirli bir kişi olmayıp bir topluluktan meydana gelen mânevî kişilik; tüzel kişilik
şakirt : öğrenci, talebe
teferruat : ayrıntılar
tesadüf : rastlantı
tesirli : etkili
tevkil : vekalet verme
uhrevî : âhirete ait
vazife-i uhreviye : âhiretle ilgili vazifeler, ibadetler
zâhirî : açık, görünürde
zarfında : içinde
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...