Block title
Block content
İkinci delili: Bu vatana ve bu millete ve dine ve hüsn-ü ahlâka yirmi seneden beri pek büyük menfaatleri tahakkuk eden bu Nur eserlerinden altı yüze yakın nüshalarını yazmaklığımda muvaffakiyetimdir. Hattâ, bir ay gibi kısa bir zamanda on dört risaleyi yazmaya muvaffak olduğumu arkadaşlarım biliyorlar. Makam-ı iddianın, Üstadımın kudsî hizmetinde benim için suç tevehhüm ettiği noktaları ayrıca müdafaa etmeyi zaid buluyorum. Üstadımın yazdığı itirazname ve tetimmesini bütün kuvvetimle tasdik edip, onları kendi itiraznamem olarak yüksek mahkemenize takdim ediyorum.

Muhterem heyet-i hâkime; Halen mahkemenizde bulunan ve iman ve Kur’ân hakikatleri olan mübarek ve kudsî ve nurlu eserleriyle hiçbir maksad-ı dünyevî ve hiçbir maksad-ı siyasî takip etmeyen Üstadımın bu vatana ve millete ettiği kudsî hizmetlerini ben ve arkadaşlarımız tasdik ettiğimiz gibi, İttihad Terakkî hükûmetindeki vatanperverler dahi tasdik etmişler. O zaman Üstadımın Van’daki “Medresetü’z-Zehrâ” namındaki Darülfünununa on dokuz (19) bin altın lira vermişler. Ve milliyetperverler dahi, Üstadımızın vatanperverane ve milliyetperverane hizmet-i ilmiyesini hayranlıkla tasdik etmişler. Üstadımın o Şark Darülfünununa, o zamanda, banknotun kıymetli vaktinde yüz elli (150) bin lira tahsisatı, iki yüz mebustan yüz altmış üç (163) mebusun imzasıyla kabul etmişler.

İddia makamının suç diye vasıflandırdığı bu kudsî, mübarek Üstadımın, bütün hayatı müddetince en muannid ve kıskanç muarızlarını ve mahkemelerde en ziyade mahkûmiyeti için çalışanları şiddetli ve dokunaklı sözlerine karşı iliştirmeyip teslime mecbur eden ve bu millet ve bu vatanın saadetinin temel taşlarını temine mâtuf olan kudsî hizmetinde ve bütün makàsıd-ı ilmiyesinde, yirmi seneden beri ettiğim kâtiplikle ve Risale-i Nur’a ettiğim hizmetimle iftihar ettiğimi yüksek mahkemenize arz ediyorum.
Mevkuf
Hüsrev Altınbaşak
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On Üçüncü Şuâ / Sonraki Risale: Beşinci Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

banknot : karşılığı altın olarak bankada bulunan kâğıt para
darülfünun : üniversite
emsalsiz : benzersiz
fevkinde : üstünde
âli : yüksek
arz etmek : ifade etmek, sunmak
beraat : temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması
evvel : önce
evvelâ : ilk olarak
hissiyat : hisler, duygular
iftihar : övünme
istinaden : dayanarak
kat’iyet kesb etmek : kesinlik kazanma
kâtiplik : yazıcılık
kudsî : kutsal, mukaddes
makàsıd-ı ilmiye : ilmi maksatlar, gayeler
mârifet : hüner, maharet
mâtuf : ait olan
mecmua : kitap
mevkuf : tevkif edilmiş, tutuklu
Mu’cizât-ı Kur’âniye ve Ahmediye : Kur’ân’ın ve Peygamber Efendimizin mu’cizelerinin anlatıldığı risaleler
mukàbil : karşılık
müdafaa : savunma
müsaade : izin
müştak : çok arzulu, istekli
risale : mektup; Risale-i Nur’dan her bir bölüm
tasdik : doğrulama, onaylama
tebliğ edilen : bildirilen
teksir : çoğaltma
Temyiz : Yargıtay, üst mahkeme
teşvik : şevklendirme, cesaretlendirme
tevzi edilmek : dağıtılmak
yed : el
Zülfikar : Bediüzzaman’ın Kur’ân ve Peygamber Efendimizin mu’cizeleri ile ilgili olan bir eseri
gayet : oldukça, çok
hakikat : doğru gerçek, asıl
heyet-i hâkime : hakimler topluluğu
hizmet-i ilmiye : ilme hizmet
hüsn-ü ahlâk : güzel ahlâk
ihtiyar : irade, tercih
iktidar : güç, kudret; idare gücü
itirazname : itiraz yazısı
kudsî : kutsal, mukaddes
mahkûmiyet : hükümlülük, tutukluluk
makam-ı iddia : iddia makamı
maksad-ı dünyeviye : dünyaya yönelik gaye ve maksatlar
maksad-ı siyasî : siyasi gaye ve maksat
mebus : milletvekili
milliyetperver : milliyetini seven
muannid : inatçı
muârız : karşı çıkan, muhalif
muhterem : saygıdeğer
muvaffak : başarılı
muvaffakiyet : başarı
mübarek : bereketli, hayırlı
müdafaa : savunma
nam : ad
noksan : eksik
nüsha : kopya
risale : mektup; Risale-i Nur’dan her bir bölüm
saadet : mutluluk
suret : biçim, şekil
tahakkuk eden : gerçekleşen
tahsisât : birşey için ayrılmış şey, para
tasdik : doğrulama, onaylama
tetimme : ek, tamamlayıcı not
tevehhüm : kuruntuya kapılma, olmayan şeyi var zannetme
vasıf : özellik, nitelik
vatanperver : vatansever, memleketine hizmet eden
zaid : lüzumsuz, gereksiz
ziyade : çok, fazla
Yükleniyor...