Block title
Block content
Sabri’nin tabiri ve istihracıyla, Sûre-i Ve’l-Asr işaretine muvafık olarak Risale-i Nur, Anadolu’yu Cebel-i Cûdîde sefine gibi ve Isparta ve Kastamonu’yu âfât-ı semaviye ve arziyeden muhafazalarına bir vesile olduğunu ve Risale-i Nur’a ilişmesinler, yoksa yakında bekleyen âfetler geleceklerini bilsinler, akıllarını başlarına alsınlar. Bu musibetten biraz evvel, tekrarla söylüyordum, size de o mektuplar gönderilmişti. Şimdi aldığım haber: Kastamonu, civarı, kal’ası, Risale-i Nur’un matemini tutmuş gibi ağlamış ve zelzeleyle sıtma tutmuş. İnşaallah yine Risale-i Nur’a kavuşacak ve gülecek ve şükredecek.

Size evvelki gün iki kıymetli kazancımızı yazmıştım. İkincide yüzer lisanla dua ve tesbihat, ilâ âhir… demiştim. Noksan var. Sahihi: Her birimiz derecesine göre yüzer lisanla, ilâ âhir

Hem ben pek çok alâkadar olduğum Sava köyünden çok muhterem bir ihtiyarla ellerimiz birbiriyle kelepçe edilip geldiğimiz, beni pek çok memnun edip, bununla o mübarek köyün bana şiddet-i alâkasını anladım. O kardeşime ayrıca selâm ederim.
• • •

Aziz kardeşim; 1 وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ
Bu âyet dahi 2 وَالْعَصْرِ-اِنَّ اْلإِنْسَانَ لَفِى خُسْرٍ işaretine işaret eder ki, kâfirlerin bu kadar tahribatları ve harpleri faidesiz ve hasâret içerisinde ayn-ı zarar oldu. 3 وَالْعَصْرِ işaretinde Risale-i Nur’a bir îma bulunması remziyle, bu âyet dahi remzen bin üç yüz altmış Rûmî tarihi olan bu senede münafıklar ve küfre düşenler Risale-i Nur’a ilişecekler, fakat hasâret ederler. Çünkü zelzele ve harp gibi belâların ref’ine bir sebep Risale-i Nur’dur. Onun tatili belâları celb eder diye bir gizli îma olabilir.
Said Nursî

• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “İşte kâfirler o zaman hüsrâna uğramışlardır.” Mü’min Sûresi, 40:85.
2 : “Yemin olsun asra. İnsan muhakkak hüsrandadır.” Asr Sûresi, 103:1-2.
3 : “Yemin olsun asra.” Asr Sûresi, 103:1-2.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Şuâ / Sonraki Risale: On Dördüncü Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âfât-ı semaviye ve arziye : gök ve yer âfetleri, belâları
âfet : felâket, belâ
alâkadar : alâkalı, ilgili
aziz : çok değerli, izzetli
Cebel-i Cûdî : Cûdi Dağı
esbab-ı âlem : dünyadaki sebepler
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
ilâ âhir : sonuna kadar
inşaallah : Allah izin verirse
istihrac : çıkarma
iştiyak : çok kuvvetli arzu ve istek
kâfir : Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse
lisan : dil
matem : yas
muhafaza : koruma, korunma
muhterem : hürmete lâyık, saygıdeğer
musibet : belâ, dert, felâket
muvafık : uygun
sahih : doğru, güvenilir
sefine : gemi
Sûre-i Ve’l-Asr : Kur’ân-ı Kerimin 103. Sûresi
şiddet-i alâka : şiddetli ilgi ve alâka
tabir : yorum
tahakkuk etmek : gerçekleşmek
tahribat : tahripler, yıkıp bozmalar
tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma
zâhiren : görünürde
zelzele : deprem, sarsıntı
Yükleniyor...