Block title
Block content
Amma fakir arkadaşların çoluk ve çocuk ve idare ciheti ise, musibette, kendinden ziyade musibetliye ve nimette, daha noksaniyetliye bakmak kaide-i Kur’âniye ve imaniye ve Nuriyeye binaen, yüzde seksen adamdan daha ziyade rahattırlar. Şekvâya hiç hakları olmadığı gibi, seksen derece bir şükür, üstüne haktır. Hem burada kısmetimizi almak, yemek, kader-i İlâhî tayin etmişti. Adalet-i rahmet bizi toplattırdı, çoluk çocuk Rezzâk-ı Hakikîlerine emanet edildi, muvakkaten o nezaret vazifesinden mezuniyet verdi. Nasıl ki bir gün bütün bütün elini çektirecek, azledecek... Madem hakikat budur 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ deyip teslimle şükretmeliyiz.
• • •

Aziz, sıddık kardeşlerim; Ben, gerçi sizinle sûretâ görüşemiyorum. Fakat sizin yakınınızda ve beraber bir binada bulunduğumdan, çok bahtiyarım ve müteşekkirim. Ve ihtiyarım olmadan bazen lüzumlu tedbirler ihtar edilir. Ezcümle birisi:

Yanımdaki koğuşa masonlar tarafından hem yalancı, hem casus bir mahpus gönderilmiş. Tahrip kolay olmasından -hususan böyle haylaz gençlerde- o herif, bana çok sıkıntı vermesi ve o gençleri ifsad etmesiyle bildim ki, sizlerin irşad ve ıslahlarınıza karşı zındıka, ifsada ve ahlâkları bozmaya çalışıyor. Bu vaziyete karşı gayet ihtiyat ve mümkün olduğu kadar eski mahpuslardan gücenmemek ve gücendirmemek ve ikiliğe meydan vermemek ve itidal-i dem ve tahammül etmek ve mümkün olduğu derecede bizim arkadaşlar uhuvvetlerini ve tesanüdlerini tevazu ile ve mahviyetle ve terk-i enâniyetle takviye etmek gayet lâzım ve zarurîdir. Dünya işleriyle meşgul olmak beni incitiyor. Sizin dirayetinize itimad edip zaruret olmadan bakamıyorum.
Said Nursî

• • •

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Şuâ / Sonraki Risale: On Dördüncü Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adalet-i rahmet : rahmet ve merhametin adaleti
aziz : çok değerli, izzetli
azletmek : ayırmak, uzaklaştırmak
bahtiyar : talihli, mutlu
binâen : dayanarak, dolayı
cihet : yön, taraf
dirayet : kàbiliyet, seziş
ezcümle : meselâ, örneğin
gayet : son derece
hakikat : asıl, gerçek, doğru
hususan : bilhassa, özellikle
ifsad : bozma, fesada uğratma
ihtar etmek : hatırlatmak
ihtiyar : dileme, istek, irade
ihtiyat : önlem alma, tedbirli hareket etme
irşad : doğru yolu gösterme, uyarma
itidal-i dem : soğukkanlılık
itimad etmek : güvenmek
kader-i İlâhî : Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması
kaide-i Kur’âniye ve imaniye ve Nuriye : Kur’ân, iman ve Nur kaidesi, prensibi
mahpus : mahkum, hapsedilmiş
mahviyet : alçakgönüllülük
mezuniyet : izinlilik, mezun olma hali
musibet : belâ, dert, felâket
muvakkaten : geçici olarak
müteşekkir : teşekkür eden, şükreden
nezaret : bakma, gözetim
noksaniyet : noksanlık, eksiklik
Rezzâk-ı Hakikî : gerçek rızık verici olan Allah
sıddık : çok doğru ve bağlı
sûretâ : görünüşte, görünüş olarak
şekvâ : şikayet
tahrip : bozma, yok etme
takviye etmek : güçlendirmek, kuvvetlendirmek
tayin etmek : belirlemek
terk-i enâniyet : gururu terk etme
tesanüd : dayanışma
tevazu : alçakgönüllülük
uhuvvet : kardeşlik
zaruret : zorunluluk, gereklilik
zarurî : zorunlu, gerekli
zındıka : dinsizlik, inançsızlık
ziyade : çok
Yükleniyor...