Block title
Block content
Kardeşlerim; Her ihtimale karşı bu sabah ihtar edilen bir meseleyi beyan etmek lâzım geldi.

Bizim Kur’ân’dan aldığımız hakikatler güneş, gündüz gibi şek ve şüphe ve tereddüdü kaldırmadığını, yirmi seneden beri “Acaba zındık feylesoflar buna karşı ne diyecekler ve dayandıkları nedir?” diye nefsim ve şeytanım çok araştırdılar. Hiçbir köşede bir kusur bulamadıklarından sustular. Zannederim, çok hassas ve iş içinde bulunan nefis ve şeytanımı susturan bir hakikat, en mütemerridleri de susturur.

Madem biz böyle sarsılmaz ve en yüksek ve en büyük ve en ehemmiyetli ve fiyat takdir edilmez derecede kıymettar ve bütün dünyası ve canı ve cânânı pahasına verilse yine ucuz düşen bir hakikatin uğrunda ve yolunda çalışıyoruz; elbette bütün musibetlere ve sıkıntılara ve düşmanlara kemâl-i metanetle mukabele etmemiz gerektir. Hem, belki karşımıza aldanmış veya aldatılmış bazı hocalar ve şeyhler ve zâhirde müttakîler çıkartılır. Bunlara karşı vahdetimizi, tesanüdümüzü muhafaza edip onlarla uğraşmamak lâzımdır, münakaşa etmemek gerektir.
Said Nursî

• • •

Aziz, sıddık kardeşlerim; Bize karşı bu geniş ve ehemmiyetli hücum ve tecavüzün hakikî sebebi Beşinci Şuâ olmadığını, belki Hizbü’n-Nurî ve Miftahü’l-İman, Hüccetü’l-Bâliğa olduğunu bu fecirde bir ihtar-ı mânevî ile hissettim. Dikkatle Hizb-i Nurî’yi kısmen okudum, Miftah’ı da düşündüm. Bildim ki, zındıklar, küfr-ü mutlak mesleğini bu iki keskin elmas kılıçların darbelerine karşı muhafaza edemediklerinden, bir parça az siyasetle münasebeti bulunan Beşinci Şuâ’ı zâhirî bir sebep gösterdiler, hükümeti iğfal edip aleyhimize sevk ettiler.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Şuâ / Sonraki Risale: On Dördüncü Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aziz : çok değerli, izzetli
beyan etmek : açıklamak
cânân : sevgili
fecir : sabah
feylesof : filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci
hakikat : asıl, gerçek, doğru
hakikî : doğru, gerçek
Hüccetü’l-Bâliğa : Risale-i Nur Külliyatı’ndan Asâ-yı Musa isimli eserin ikinci bölümüne verilen isim
iğfal etmek : gaflete düşürerek kandırmak, aldatmak
ihtar edilmek : hatırlatılmak, uyarılmak
ihtar : hatırlatma, ikaz, uyarı
ihtar-ı mânevî : mânevî ikaz
kemâl-i metanet : tam ve mükemmel bir dayanıklılık
kıymettar : kıymetli, değerli
küfr-ü mutlak : tam bir küfür ve inkâr; hiçbir kutsal değere inanmama şeklindeki dinsizlik
Miftah/Miftahü’l-İman : Risale-i Nur Külliyatı’ndan imanî meselelere ilişkin önemli meselelerin seçilip derlendiği eser
muhafaza etmek : korumak
mukabele etmek : karşılık vermek
musibet : belâ, dert, felâket
muvakkaten : geçici olarak
münasebet : bağlantı, ilişki
mütemerrid : inatçı
müttakî : Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan, takva sahibi
nefis : insanı daima kötülüğe, hazırdaki zevk ve isteklere sevk eden kuvvet
sıddık : çok doğru ve bağlı
şek : şüphe, tereddüt
şuâ : ışık hüzmesi, ışık kaynağından çıkan ışık telleri
tesanüd : dayanışma
vahdet : birlik
zâhir : açık, gözle görülür
zahirî : görünürde, dış görünüşte
zındık : dinsiz
Yükleniyor...