Block title
Block content
Evet, bir ehemmiyetli ihsan-ı İlâhi, ihsanını, enâniyetini bırakmayana ihsas etmemektir; tâ ucub ve gurura girmesin.

Kardeşlerim; Bu hakikate binaen, bu adam gibi düşünen veya hüsn-ü zannın verdiği parlak makamları nazara alan zâtlar, sizlere bakıp içinizde mahviyet ve tevazu ve hizmetkârlık kisvesiyle görünen şakirtleri âdi, âmi adamlar görür ve der: “Bunlar mı hakikat kahramanları ve dünyaya karşı meydan okuyan? Heyhât! Bunlar nerede, evliyaları bu zamanda âciz bırakan bu kudsî hizmet mücahidleri nerede?” diyerek, dost ise inkisâr-ı hayâle uğrar, muarız ise kendi muhalefetini haklı bulur.
Said Nursî

• • •

Aziz, sıddık kardeşlerim; Sizin hapis meyveleriniz, benim nazarımda Firdevs meyveleri gibi hoştur, kıymetlidir. Benim sizler hakkında büyük ümitlerimi ve dâvâlarımı tasdik ve tahkik ettiği gibi, tesanüdün kuvvetini pek güzel gösterdi. O mübarek kalemler birleştikçe, üç dört eliflerin birleşmesi gibi üç-dört yüz kıymetini bu kadar ağır tazyikat altında izhar eyledi. Ve bu müşevveş şerait içinde vahdetinizi muhafaza eden hâlet-i ruhiye, dünkü dâvâmı ispat ediyor.

Evet, temsilde hata yok, nasıl ki büyük bir velî, küçük bir Ashâb kadar hizmet-i İslâmiyede Ehl-i Sünnetçe mevki almadığı gibi, aynen öyle de, (bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz, bir velîden ziyade mevki alıyor) diye kanaatim gelmiş ve siz daima bu kanaatımı takviye ediyorsunuz. Cenâb-ı Hak sizlerden ebediyen razı olsun. Âmin.
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Şuâ / Sonraki Risale: On Dördüncü Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : çaresiz, güçsüz
âdi : basit, sıradan
âmi : cahil
âmin : “Allahım kabul eyle”
Ashâb : Sahabeler; Peygamberimizi gören ve onun yolundan gidenler
aziz : çok değerli, izzetli
binâen : dayanarak, dolayı
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
dâvâ : iddia
ebediyen : sonsuza dek
enâniyet : benlik, gurur
evliya : Allah dostları, velîler
Firdevs : cennetin en yüksek yeri
hakikat : asıl, gerçek, doğru
hâlet-i ruhiye : ruh hali
hâlis : içten, katıksız, samimi
hazz-ı nefis : nefsin aldığı lezzet, pay
heyhât : eyvah, yazık
hizmet-i imâniye : iman hizmeti
hizmet-i İslâmiye : İslâm dinine hizmet
hizmetkârlık : hizmetçilik
hüsn-ü zan : güzel zanda bulunma
ihsan : bağış, ikram, lütuf
ihsan-ı İlâhî : Allah’ın ihsanı, ikramı, bağışı
ihsas etmek : hissettirmek
inkisâr-ı hayâl : hayal kırıklığı
ittihad : birleşme, birlik
izhar eylemek : ortaya çıkarmak
kanaat : görüş, inanç
kisve : elbise; örtü
kudsî : mukaddes, kutsal
mahviyet : alçakgönüllülük
mevki : konum
muarız : karşı gelen, muhalefet eden
muhalefet : karşıt olma, aykırılık
mübarek : bereketli, hayırlı
mücahid : cihad eden
müşevveş : dağınık, karışık, düzensiz
nazar : bakış, dikkat
nazara almak : dikkate almak
sıddık : çok doğru ve bağlı
şakirt : talebe, öğrenci
şerait : şartlar
tahkik : araştırma
takviye etmek : kuvvetlendirmek
tasdik : doğrulama, kabul etme
tazyikat : baskılar, sıkıştırmalar
temsil : benzetme, örnek
tesanüd : dayanışma
tevazu : alçakgönüllülük
ucub : kendini beğenme, kibir
vahdet : birlik
ziyade : çok
Yükleniyor...