Block title
Block content
Evet, münâfıkların ehemmiyetli ve tecrübeli bir plânı, böyle herbiri birer zâbit, birer hâkim hükmündeki eşhası, müşterek bir meselede böyle kaçınmak ve birbirini tenkit etmek asabiyetini veren sıkıntılı yerlerde toplattırır, boğuşturur, mânevî kuvvetlerini dağıttırır. Sonra, kuvvetini kaybedenleri kolayca tokatlar, vurur. Risale-i Nur şâkitleri, hıllet ve uhuvvet ve fena fi’l-ihvan mesleğinde gittiklerinden, inşaallah bu tecrübeli ve münâfıkane plânı da akîm bırakacaklar.
• • •

Aziz, sıddık kardeşlerim; Eski zamanda bir şeyhin müridleri pek çok olmasından, o memleketin hükûmeti siyasetçe telâş edip onun cemaatini dağıtmak istemiş. O zât, hükümete demiş: “Benim yalnız bir buçuk müridim var, başka yok. İsterseniz tecrübe edeceğiz.”

O zât, bir yerde çadır kurdu, kendi binler müridlerini oraya toplattı. O da emretti: “Ben bir imtihan yapacağım. Her kim benim müridim ise ve emri kabul etse, Cennete gidecek.”

Çadıra birer birer çağırdı. Gizli bir koyun kesti. Güya has bir müridini kesti, Cennete gönderdi! O kanı gören binler müridler, daha hiçbiri şeyhi dinlemedi, inkâra başladılar. Yalnız bir adam dedi: “Başım feda olsun.” Yanına gitti. Sonra bir kadın dahi gitti; başkalar dağıldılar.

O zât, hükûmet adamlarına dedi: “İşte benim bir buçuk müridim bulunduğunu gördünüz.”

Cenâb-ı Hakka yüz binler şükürler olsun ki, Risale-i Nur, Eskişehir imtihan ve mahkemesinde, şakirtlerinden yalnız bir buçuk kaybetti. O eski şeyhin aksine olarak, Isparta ve civar kahramanlarının himmetiyle, o zâyi olan bir buçuk adam yerine on bin ilâve oldu. İnşaallah, bu imtihanda dahi hem şark, hem garbın kahramanlarının himmetleriyle, çokları kaybedilmeyecek ve bir giden yerine on girecek.
• • •
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Şuâ / Sonraki Risale: On Dördüncü Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

akîm : neticesiz
asabiyet : sinirlilik
aziz : çok değerli, izzetli
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
enâniyet : benlik, gurur
eşhâs : şahıslar, kişiler
fena : fâni olmak, yok olmak
fenâfi’l-ihvan : kardeşlerin birbirinde fâni olması, fedakârlık
garb : batı
hâkim : hükmeden, idare eden
havz-ı müşterek : ortak havuz
hıllet : samimî dostluk, takdir edici arkadaşlık
hilâfet : halifelik; bir kimsenin yerine geçmek veya ona vekalet etmek
himmet : ciddi gayret, yardım
inşaallah : Allah izin verirse
irşad : doğru yolu gösterme, uyarma
keşfen : keşfederek, mânevî âlemlere ait bazı olayları ve hakikatleri görerek
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
münâfıkane : münâfıkça, iki yüzlü bir tavırla
mürid : Allah’ın rızâsına kavuşmayı isteyen, bir mürşidin talebesi
müslim : Müslüman
müşterek : ortak
sıddık : çok doğru ve bağlı
şahs-ı mânevî : belli bir kişi olmayıp bir cemaatten meydana gelen mânevî kollektif şahıs
şakirt : talebe, öğrenci
şark : doğu
şeyh : tarîkat kurucusu; bir tekke ve zaviyede ders veren ve müridleri bulunan zât
tarîkat : tasavvufta Allah’a ulaştıran yol
terakki : ilerleme, yükselme
uhuvvet : kardeşlik
zâbit : rütbeli asker, subay
zâyi : elde çıkan, kayıp
Yükleniyor...