Block title
Block content
Hattâ bizi cezalardan kurtarmak fikriyle ve Eskişehir meselesi ve Otuz Bir (31) Mart hâdise-i meşhuresiyle beni sabıkalı bir mücrim-i siyasî nazarıyla baktırmamak ve sırf din ve iman için hareket ettiğimizi ve siyaset fikri bulunmadığını göstermek fikriyle demişler ki: “Said Nursî, eskiden beri ara sıra peygambere verasetlik dâvâsında bulunur. Kur’ân ve iman hizmetinde müceddidlik tavrını alır, yani bazen bir nevi cezbeye mağlûp olup meczubâne hareket eder.” İşte bu fıkra ile, feylesofların dinsizce tâbirlerle, kim olursa olsun din lehinde kuvvetli hareket edenlere, vazifesi, müceddidlik irsiyetiyle yapıyor diye, hem bir kısım kardeşlerimiz haddimden çok ziyade hüsn-ü zanlarını tenkit etmek, hem bana bir cezbe isnad ile şiddetlerimde beni siyasetten ve cezadan tebrie etmek ve bize muarız ve düşman olanlarını bir derece okşamak ve işaret-i Kur’âniye ve keramât-ı Aleviye ve Gavsiye hakikatleri kuvvetli olduklarını göstermek ve herkese kıyasen bende dahi bulunması tahminlerince muhakkak olan hubb-u câh ve enâniyet ve hodfuruşluğu kırmak için, o dinsizce feylesofâne tabirini istimâl etmişler. O tabire karşı Risale-i Nur, baştan nihayetine kadar güneş gibi bir cevaptır. Ve mesleğimiz, terk-i enâniyet ve uhuvvet olmasından, bizde hodfuruşâne şatahat bulunmadığından, Yeni Said’in Risale-i Nur zamanındaki mahviyetkârâne hayatı ve mübarek kardeşlerinin ifratkârâne hüsn ü zanlarını hatıra bakmayarak mükerrer derslerle tâdil etmesi, o tâbirle işmam edilen mânâyı tam çürütüyor, izale eder.
• • •
Aziz, sıddık kardeşlerim; Bize ihbar edene ve yazana zarar gelmemek için, şimdilik ehl-i vukufun ittifakıyle kararlarını size göndermeyeceğim. Bu son ehl-i vukuf, bütün kuvvetiyle bizi kurtarmak ve ehl-i dalâlet ve bid’iyyâtın şerrinden muhafaza etmek için çalışmışlar, bize isnad edilen bütün suçlardan tebrie ediyorlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: On İkinci Şuâ / Sonraki Risale: On Dördüncü Şuâ
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

31 Mart hâdise-i meşhuresi : meşhur 31 mart olayı
aziz : çok değerli, izzetli
cezbe isnad etmek : meczub ve divane saymak
cezbe : Allah sevgisiyle kendinden geçer bir hale gelme
ehl-i vukuf : bilirkişi
enâniyet : benlik, gurur
feylesof : filozof; feysefeyle uğraşan
feylesofâne : filozofça
fıkra : bölüm
hakikat : asıl, gerçek, doğru
hodfuruşâne : kendi kendini beğenir bir şekilde
hodfuruşluk : kendi kendini beğenme
hubb-u cah : makam, mevki sevgisi
hüsn-ü zan : iyi niyet, düşünce
ifratkârâne : aşırı bir şekilde
ihbar etmek : haber vermek
imdad : yardım
irsiyet : varis, mirasçı olma
istimâl etmek : kullanmak
işaret-i Kur’aniye : Kur’ân’ın işareti
işmam etmek : hissettirmek
ittifak : görüş birliği, oy birliği
izale etmek : gidermek
keramât-ı Aleviye ve Gavsiye : Abdulkadir Geylani ve Hz. Ali’nin kerameti
kıyasen : kıyasla
mahviyetkârâne : alçakgönüllülükle
makam : konum, yer, mertebe
meczubâne : cezbeye gelerek, kendinden geçerek
muarız : karşı gelen, karşıt
muhakkak : kesin
mübarek : bereketli, hayırlı
müceddid : yenileyen, yeniden yorumlayan; her yüzyıl başında dini hakikatleri zamanın ihtiyaclarına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim zât
mücrim-i siyasî : siyasi suçlu
mükerrer : tekrar tekrar, defalarca
nazar : bakış, dikkat
nevi : çeşit, tür
nihayet : son
sıddık : çok doğru ve bağlı
şatahat : mânevî sarhoşluk ve cezbe halindeyken söylenen şeriata aykırı dengesiz sözler
tabir : ifade, deyim, söz
tâdil etmek : düzeltmek, ıslah etmek
tebrie etmek : uzaklaştırmak
terk-i enâniyet : gururu terk etme
uhuvvet : kardeşlik
verasetlik : varislik, mirasçılık
ziyade : çok
Yükleniyor...